Eski Hükümet Konağımızı Restore Edip Kullanmak Üzere Belediyemiz Devraldı.

NİKSAR HABER
Belediye'den
Genç Haber
Köşe Yazıları
Kültür-Sanat
Can Kosova
İletişim-Linkler

Can Kosova


ŞANLI BAYRAĞIMIZ

KAPIAĞZI YAYLASINDA; DOSTLUK, KARDEŞLİK, SEVGİ VE SEVDA YÜKLÜ BULUŞMA!

29 Haziran 2008 Pazar günü "Kapıağzı Köyü Geleneksel Yayla Pikniği"ne katıldık. Muhteşem bir gündü. Yemyeşil ormanların orta yerinde Kelkit vadisine hakim yüksek düzlüklerde yer alan; adeta insanı büyüleyen manzarasının yanı sıra vücudunuzu okşarcasına esen hafif rüzgarıyla Kapıağzı Yaylası görülmeye değer... Harika bir gündü, yaşadığımız...

İstanbul başta olmak üzere Ülkemizin dört bir yanından gelen Kapıağzılılar hasret giderdiler. Niksar Belediyesi Başkan Yardımcısı Abdullah Yıldız ve Belediye Basın Sorumlusu Hacı Taşova; İstanbul Niksar Rumeliler Dernek Başkanı Harun Asartepe, Yönetim Kurulu Üyeleri Mahmut Usta, Davut Bilek ile Sakarya, Bafra, Bursa, Tokat gibi muhtelif şehirlerden katılanların büyük bir memnuniyet oluşturduğu hemen fark edildi. Niksar'da ikamet eden Kapıağzılıların yoğun bir şekilde katıldığı pikniğin en önemli konukları Kosova'dandı. Kosova Radyo Televizyonundan; Gazeteci Feride Zeynullah, Yapımcı-Yönetmen Bardil Bektaşi ve Kameraman Haris Feri gördükleri ilgiden ve sevgiden memnuniyet duydular.

1912-14 Yıllarında Vuştri (Kosova)'den göçerek Niksar'a yerleşen Kapıağzılıların; asla ayrımcılık yapmadan öz kültürlerini bugüne dek koruyup yaşatmış olmaları, Kosova ile Türkiye arasında sevgi köprüsü oluşturmaları her türlü takdirin üzerinde. Türkiye ile Kosova'nın sadece sınırlarının ayrı olduğu; aslında topraklarının ve yüreklerinin bir olduğu gerçeği, gündeme geldiği her toplantıda hemen hissediliyor.

Muhtar Bayram Yıldırım, Dernek Başkanı Nazım Aydın, İstanbul Dernek Başkanı Harun Asartepe, Niksar Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Yıldız ve Kosovalı Gazeteci Feride Zeynullah konuşmalarında; Kosova-Türkiye kardeşliğine vurgu yaptılar; kan bağının ötesinde ruh ve gönül birlikteliğinin üzerinde durdular. Belediye Başkan Yardımcısı YILDIZ, yaptığı konuşmada; "sevincimizi ve hüznümüzü, acımızı ve mutluluğumuzu paylaşmaktan onur duyduğumuz Kosova; bizim için çok önemli ve değerlidir. Türkiye ve Kosova, tek bir yüreğin iki yarısı gibidir. Bizi kimse ayıramaz ve asla sevgimizi söndüremez. Kapıağzı Köyümüz ise; bu güzide sevginin köprüsüdür. Kültür bağıdır. Kapıağzılılar, vatan sevgisinde ve devlete sadakatte en önde olmuşlar; Türk Milletinin asli unsuru olmaktan her zaman şeref duymuşlardır. Ayrıcada Kosova kültürünü, yaşatarak kültür atlasımıza renk ve tat katmışlardır. Halende örnek bir köyümüz olarak, toplumsal zenginliğimize katkı veren, sembol bir değerimiz olmayı sürdürmekteler. Niksar Belediyesi olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada, Kapıağzılılar'la birlikte olmaktan, Türkiye-Kosova kardeşliğinin pekişmesine katkı vermekten asla geri durmayacağız." İfadesini kullandı.

Kapıağzı Köyünün sosyal faaliyetlerinde ve Kosova kardeşliğine yönelik etkinliklerde hep önlerde yer alan; birleştirici ve motive edici kişiliği, sevgi ve saygı yüklü tavırlarıyla daima takdir edilen Recep Bilek'in vatani görevinde olması nedeniyle piknikte bulunamaması, güzel sözlerle yad edilmesine vesile oldu.

Kosova Radyo Televizyonu sabahtan başlamak üzere piknik süresince çekim yaptı. Ailelerle görüştü; yüreklerdeki sevginin söz olup dökülmesini; yüzlerdeki umut dolu pırıltıyı kaydetti. Kosova'da yayınlanacak programda bu güzellikler aktarılacak... Türkiye'de nasıl bir kardeşlik ortamının olduğu; asla ayrımcılık olmadan nasıl bir dayanışma ve kaynaşma içinde hayatın paylaşıldığı; milletin devletine sadakati; gençlerin geleceğe güvenle bakarken Türkiye-Kosova kardeşliğini nasıl önemsedikleri TV ekranlarından tüm Kosova'ya hatta dünyaya yansıtılacak...

Kosova Radyo-Televizyonu ekibi, Belediyesinin misafiri olarak geldiği Niksar'ın, tarihi ve doğal güzelliklerini; hizmet ve yatırımları; şehirdeki gelişim ve değişimi kayda aldı. Niksar Kaymakamı Uğur Turan, Belediye Başkanı İdris Şahin ve Başkan Yardımcısı Abdullah Yıldız ile söyleşiler gerçekleştirdi. Dolu dolu bir program olacağını ifade eden Feride Zeynullah, ekibi adına; Niksar Belediyesi'nin verdiği destek ve misafirperverliğe, Niksarlıların ve Kapıağzı köyü halkının; Kapıağzı Derneği Başkanı Nazım Aydın ve yönetiminin; Köy Muhtarı Bayram Yıldırım'ın gösterdiği ilgi ve alakaya teşekkürlerini ifade etti.

Kosova-Türkiye kardeşliği bağlamında yazdığı yazılar, Kosova kültürünün tanıtımı için harcadığı çabalar ve Kapıağzı Derneği'nin faaliyetlerine verdiği destek ve katkılar dolayısı ile Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Yıldız'a, Derneğin E. Başkanı Hayrettin Ünal ve Yeni Başkanı Nazım Aydın tarafından; "Fahri Hemşerilik Beratı" ve "Teşekkür Plaketi" verildi.

Güreş etkinlikleriyle akşama kadar süren piknik; gelecek yıl, 5 Temmuz 2008 Pazar günü aynı mekanda buluşulmak üzere sözleşilerek sonlandırıldı. Bir günlükte olsa hasret gideren Kapıağzılılar, mutlu bir şekilde dağıldılar...

***
m.zahitemre@hortmail.com

TÜRKİYE'NİN BAĞIMSIZ KOSOVA'YI TANIMASI
TÜM DÜNYADA TAKDİRLE, KOSOVA'DA VE TÜRKİYE'DE SEVİNÇLE KARŞILANDI

DIŞİŞLERİ BAKANI ALİ BABACAN

Türkiye, Kosova'nın bağımsızlığını tanıdı.

Kosova Meclisi'nin dün bağımsızlığını ilan ettiğini ve tüm ülkelere Kosova Cumhuriyeti'nin tanınması için çağrıda bulunduğunu ifade eden Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, yazılı açıklamasında şunları kaydetti:

''Türkiye Cumhuriyeti, Kosova Meclisi'nin bağımsızlık bildirgesinin muhtevasını ve unsurlarını memnuniyetle karşılamış ve bu anlayıştan hareketle, Kosova Cumhuriyeti'ni tanıma kararı almıştır. Türkiye, Balkanlar'ın huzur ve istikrara kavuşmasını dış politika önceliklerinden biri olarak belirlemiştir. Türkiye, son yıllarda büyük acılar yaşamış, Balkanlar'da kalıcı barış anlayışının hakim olmasına önem vermekte, Kosova'nın bağımsızlığının, bölge ülkeleri arasındaki istikrar ve güven ortamının takviye edilmesi için de vesile teşkil etmesini temenni etmektedir.''

KOSOVA'DA BAĞIMSIZLIK ŞENLİĞİ

Sırbistan'ın, Balkanlar'ın geleceğinde önemli rolü ve sorumluluğu bulunduğunu ve Türkiye'nin, bölgesel ve ikili bağlamda Sırbistan ile ilişkilerinin ve işbirliğinin gelişmesine değer vermekte olduğunu da dile getiren Babacan, açıklamasında, ''Türkiye, Kosova'da hukukun üstünlüğü ile evrensel insan hakları, demokrasi ve çoğulcu değerlerin geliştirilmesi gerektiğine inanmaktadır. Türkiye, Kosova ile komşuları arasında karşılıklı güven ve işbirliği ortamının yaratılmasının zaruret teşkil ettiği görüşünü de taşımaktadır. Türkiye, Kosova ile arasındaki mevcut köklü tarihi, kültürel ve beşeri bağların daha da güçleneceğine inanmakta olup, Kosova'nın kalkınmasını teminen yardım ve katkılarını sürdürecektir'' dedi.

VUSHTRRİ HAKKINDA KISA BİLGİ NOTU
*LUAN TIRIQI*

SELAMEN ALEJKUM

ABDULLAH ABI, SANA ŞU ANDA ANCAK BUNU YAPABİLİYORUM. ALLAH'(cc)IN IZNIYLE DAHA DA GUZEL ŞEYLER GONDERICEM. SEN HATA YAPTIGIM YERLERI DUZELTIRSIN , BIRDE, GALIBA VUSHTRRI PRIZRENDEN DAHA YAŞLI. BUNDAN EMIN OL... KENDINIZE IYI BAKIN SAYGILARIMLA...

VUSHTRRI'DEN LUAN TIRIQI.

KARDEŞ KENT VUSHTRRİ'DEN GÖRÜNÜM..(FOTOĞRAF: LUAN TIRIQI)

Vushtrria eski Ilir adiyla 'Vicianum'; Roma Imparatorluğundan cok daha once var olan bir kent. Vicianum birinci yuzyılın başında Roma Imparatorluğu tarafindan isgal edilmistir. İsgal zamaninda (1.-5. yuzyil) Vicianum, kulturel ve ekonomik acidan buyuk bir gelişme kaydetmiştir .1054'te Hiristyanliğın dağılmasından sonra Viciananum bir katolik kenti olur. İlk, 1439'da Osmanli ordusu vustrri'ye girmiştir. Osmanlilarin gelmesiyle Vustrri'de , medrese,hamam ve camiler yapilmaya başlanmiş ve muslimanlik iyice artmiştir. XV–XVIII Yuzyilarda Vustrri balkanlarin ve osmanlilarin en buyuk sehirleri arasında yer almaktadir ve Osmanlı'nın balkanlarda ki en onemli sancakı olmuştur.
Birinci dunya savaşi sirasinda 1915-1918 Vushtrri, austro-macarlar tarafindan isgal edilmistir. İkinci dunya savasi sirasinda 1941-1945 Vushtrri, Almanlarin isgali altindaydi ve 1999 mutlu sonla Kosova Kurtulus Ordusu, NATO'nun yardimiyla Sirplar'dan özgurlugunu aldi. Son savaşta Vushtrri ve koylerinde yaklaşik 500 Arnavut sivil öldürülmüş ve 100 den fazlasi da kayip durumdadır. Nato gucleri Vushtrri'ye tam olarak 16.06.1999 yilinda girmistir.

VUŞTRİ'DEN NİKSAR'A SEVGİ KÖPRÜSÜ; "KAPIAĞZI..."

Abdullah YILDIZ

Yıl 1912, serin bir Eylül sabahı... Vuştri'nin semaları puslu... Hava serin ve yüzlerce yıllık güzel günlerden sonra gelen hüzün dolu kasvetli hava yürekleri eziyor...

Ayrılma vakti yaklaştıkça, gözlerden sessizce süzülen yaşlarda artmakta...
Kolay mı, parçası olduğunuz, alın teriyle yoğurduğunuz topraklardan; duvarlarında göz izleriniz bulunan ömrünüzün geçtiği, anılarınız sinmiş evlerden; hayatınızı paylaştığınız canlardan ayrılmak...
Silnisa nehri kenarında kurulmuş, Bivolak, Krüşefs, Lupsi, Duberdub köyleri ağlıyor... Vuştri ve Prizren yasta.
O güzelim ovalar ayrılığın verdiği ağır duygular altında adeta kahroluyor...

Kosova gençleri Sırplara direniyor, ama mühimmatları yok... Kalleşçe Sırp saldırıları özellikle gençleri hedef alıyor...
Yaşanmış bir hikaye anlatılır; dinleyenlerin yüreklerini yakan...
Vatanını korumak için direnen Arnavut genci Osman; kurduğu timiyle dağlarda efsaneler yazmakta ve Sırpları Vuştri köylerine yaklaştırmamaktadır... Osman'ı bir türlü ele geçiremeyen Sırp caniler; bir gece yarısı köyünü basarlar, Osman'ın gencecik eşini ve 5 yaşındaki çocuğunu alıp kaçırırlar; köylünün direnişi fayda etmez...
Sırp caniler; "Ya, Osman'ın yerini söyleyeceksin yada kızınla birlikte sizi kurşuna dizeceğiz," derler... O vakur ve metanetli kadın, susar... Ağzından bir tek kelime çıkmaz... Aslında hazırdır, ölüme... Vatan için...
Yorulan kızını kucağına alır... Çocuk işittiklerinden korkmuş vücudu titremektedir... Annesinin kulağına eğilir ve derki; "Anne, ben küçücük bir çocuğum, bana küçük kurşunlar sıkarlar değimli anne? Hem acıtmaz o zaman..." Annesi çocuğuna sımsıkı sarılır ve; "yok yavrum hiç acıtmaz, hiç korkma..." der.
Ve, ertesi gün...
Komşuları aramaya çıktıklarında, Duberdup ve Lupsi Köyleri arasında ki ormanda, anne-kızın biri birine sarılmış, henüz soğumamış, cennet kokulu cansız bedenlerini bulurlar...
Ebedi yolculuğa çıkarken Peygamberimizi görmüşçesine, yüzlerinde tatlı birer tebessüm vardır...

Sırpların acımasız zulümleri can yakarken; Osmanlı, Balkanlarda sıkıntılı, çaresizdir... Boşnaklar ve Arnavutlar hariç ihanet eden diğer ayrılıkçı milletlerle uğraşmaktan yorgun düşmüştür... Büyük devletlerse, Balkanlar da fitne kazanına ateş atmakla meşgullerdir... Hepsi farklı hesaplar içindedir...
Osmanlı Balkanlardan çekilme kararını vermiştir. Kendisine ihanet etmeyen, arkadan hançerlemeyen Kosovalıları, Sırpların insafına bırakmak niyetinde değildir... Güvenli bölgelere gelmek isteyenlere şefkatle kucağını açar...

Yolculuk Selanik'e...
Bir yandan at arabaları yüklenir, diğer yandan heybelere yol azıkları konulur... O günün büyükleri, tüm zorluklara rağmen metanetle davranırlar...
Göçün verdiği kasveti dağıtmak, gençlere, çocuklara, kadınlara moral vermek görevi kabilelerin ileri gelenlerindedir...
Umut veren güzel sözleriyle, yeni bir hayatın, yeni bir başlangıç olacağını seslendirirler... Göçün vatanı terk etmek olmadığını, Kosova ile Anadolu arasında bağ kuracaklarını ısrarla ifade ederler...
Yılmaz bir azim, beklenmedik bir kararlılıkla, yeni hayatın başlangıcından yerleşme anına kadar cesurca davranışlar sergileyen yiğit isimler şunlardır; Plokolların ileri geleni Selim (Bilek); Dedinslerin Ahmet, İslam, Şaban Haydar (Kaş ve Yılmaz); Dipovaların Rasim, İbrahim (Dipova); Miskiç-Berişaların Tahir (Ünal); Zogorların Şaban, Emin (Öztürk); Prebeslerin Ramazan, Almalı, Nezir (Uçar); Bincoğulların Kamer, Hüseyin, Rıza (Yıldız); Planakların Kurdeş, Süleyman, Zekeriya (Sap); Çüçallarin Şaban, Rahim, Selim (Çakmak); Mukulanların İdris, Ali (Kaş); Sogoyevlerin Halit, Mehmet (Yıldırım); Şaykovsların Rıza, Mehmet (Geyik); Ramnişler-Lerinslerin Şaban, Recep (Ay); Laholların Bekir, Rıfat, Şerif, İsmet (Mamak); Koyuhların Recep, Adem (Aydın); Tmavalilerin Rıza (Asartepe) ve Muhtar (Gültaş); Dumleslerin İbrahim (Yıldırımer); Şalakların Recep, Bekir, Süleyman (Şal); Buyakların Zeynel, Ömer (Altun); Terbuyların Recep, Ramazan (Uzunel); Şülakların Behram, Sabri, Kahraman (Taşkıran); Yaşanislerin Muharrem, Cemal (Çelik); Kurşumlilerin İbrahim, Ramazan, Hasan (Kayışkıran)...

Nihayet ayrılık vakti gelir... At arabalarına zorla sığdırılmış eşyalar... Eşyaların arasına özenle yerleştirilmiş minik yavrular... Ve arkada yetişkinler...
Geride, sadece mal-mülk, yemyeşil araziler, köyler, kentler değil; ciğerparelerde bırakılır...
Günler süren, dağlar ovalar aşılan, yarı aç yarı tok yolculuk sonunda nihayet Selanik'e ulaşılır... Askerler, kafileyi karşılarlar. Önceden hazırlanmış kampa yerleştirilirler... Burası geçici iskan bölgesidir... Altı ay boyunca, askerle aşını paylaşırlar ana-baba-evlat bütünlüğü içinde...
Bir müddet sonra; hareket emri gelir, İstanbul'dan... Yolculuk kaldığı yerden devam eder...
Artık, yeni bir başlangıca doğru hayli mesafe alınmıştır.
İstanbul'a gelirler... Görevlilerce, Samsuna gidecek vapura yerleştirilirler.. Her şey saygı ve sevgi içinde gerçekleşmekte ama, yüreklerdeki ayrılık acısı hiç mi hiç hafiflememektedir...

Karadeniz'in köpüklü dalgaları ile boğuşarak ve günler süren yolculuktan sonra, ılık bir Nisan sabahı alaca karanlıkta Samsun limanına inerler...
Samsun limanı o gün ana-baba günü gibidir...
Samsunlular, tanımasalar da, yürek bütünlüğünü hissettikleri misafirlerini bağırlarına basarlar..
Evlerden getirdiklerini paylaşırlar... Gece misafir ederler...
Ertesi gün, görevliler ellerindeki listeye göre, Kosovalı kardeşlerini sevk ederler... Kısım kısım; Merzifon, Bafra, Ordu, Giresun istikametlerine gönderirler. Önemlice bir bölümünü de ayırıp, Ladik-Erbaa-Niksar'a yönlendirirler...

Artık, yepyeni bir yol hikayesi başlar...
Bu defa Balkanlarda değil, Anadolu'nun sinesindedirler...
Her geçtikleri köy ve kasabada ilgiyle ve sevgiyle karşılanıp uğurlanırlar...
Ladik'te, Erbaa'da kalması gerekenler kalır... Niksar kafilesi devam eder yoluna...
Ve nihayet Niksar...
Bir şafak vakti, bembeyaz sisin altında; misafirlerini karşılayan gelinlikler giymiş nazlı bir gelin edasıyla, Niksar ovası gözükür... Artık yeni memleketlerine gelmişlerdir..
Niksar halkı, yeni misafirlerini sıcak bir ilgiyle karşılar, ikramda bulunmak için biri biriyle yarışır..
Plokollar(Bilek'ler)'a mensup 24 nüfusu 1 ay evinde barındıran Lüleci Zâde Salih efendi ve diğer Niksarlılar kapılarını sonuna kadar açarlar... Günler boyu...
Öylesine kaynaşma oluyor ki; yüreklerdeki hüzün yavaş yavaş dağılıp yerini umuda terk eder...
Tabi ki, o yıllar seferberlik yılları... Yokluklar ve sıkıntılar katmer katmer...
Devlet, misafirleri dağıtarak yükü hafifletmeyi dener...
Misafirleri, köylere geçici olarak yerleştirip, köylünün barınma ve iaşeleri karşılamasını ister... Köy muhtarları yarışırcasına talip olurlar, misafir almaya...
Plokollar, Bereketli ve Çakraz'a; Bincoğulları, Sorhun'a; Dedinsler, İpsimara (Günlüce)'ya; Sogoyevler, Buzköyü'ne; Planaklar, Büşürüm'e; Çüçaller, Bozcalı'ya; Mukulanlar, Kuyucak, Geyran (Yazıcık), Aydoğmuş'a; Prebesler, Eskidir (Gürçeşme)'e; Dipovalar ve Şaykovslar, Tepedibi (Yolkonak)'ne; yerleştirilirlerken, Ramnişler ve Lerinsler Niksar merkezde bırakılırlar...
1914-1916 Yılları arasında geçen misafirlik süresince acı tatlı bir çok anı birlikte yaşanır... Düğünler, bayramlar, yaslar, kederler paylaşılır... Geçen sürede, o kadar derin bağlar oluşur ki; aynı ailenin bireyleri gibi hissederler biri birlerini...
Plokollardan Selim, Çakraz'da vefat eder... Selim, Çakraz da ve çevresinde, o kadar çok sevilmiştir ki; cenazesine görülmedik bir cemaat toplanır... O gün, sanki Vuştri ovası gibidir, Bereketli'nin yemyeşil çayırları... İmam efendi sorar cenaze namazında; "Ey cemaat Kosovalı Selim kardeşimizi nasıl bilirdiniz?" Cemaatin, sevgi tomurcuğuna dönüşen göz yaşları eşliğinde sedâsı yankılanır dağlardan; "Mevlâ Rahmet Eylesin!"
Çakraz mezarlığının en mutena yerine defnedilir ve mezar taşına "Kosovalı Selim... Ruhuna Fatiha" yazılır... Her Cuma, her bayram, kendi atalarıyla birlikte onunda ruhuna fatihalar gönderir, Çakrazlılar...

Ve nihayet, temelli yerleşme zamanı gelir; Kapıağzı köyü uygun görülür...
Dağıtıldıkları köyleri bırakıp, Kapıağzı'na gelmeleri istenir...
Yine bir ayrılık vaktidir gelen... Kısa da olsa, acı tatlı anılarla zihinlerde iz bırakan birliktelikler terk edilir, hüzünle...

Kapıağzı; cennet mekan...
Yeni yurt...
Canlar, kardeşler, yol arkadaşları; birleşirler Kapıağzı'nın köy meydanında, dağılmanın getirdiği kasvet yerini yeniden birlikte olmanın sevincine terk eder...
Dostlar kucaklaşırlar sevgiyle... Bir daha ayrılmamacasına...
Ve böylece başlar Kapıağzı'nın yeni öyküsü...
Devlet yardım elini uzatır, imkanları ölçüsünde... Yıkık dökükte olsa ev verir, arazi verir... Az da olsa, iaşe verir, un verir, tohumluk buğday verir... Devlet olmanın şefkatini gösterir, sıcaklığını hissettirir yüreklerde...
Kızılay (Hilal-i Ahmer) iki aileye bir çift öküz dağıtır... İmece usulüyle işlerler topraklarını... Yeni bir dünya kurarlar Kapıağzı'nda... Herkesle barışık...

Niksar onları, onlar Niksar'ı sever...
Kapıağzı'nın güzel insanları, dilden dile anlatılan "göç hikayesi"ni hep gönüllerinde canlı tutarak, yarınlara birlikte yürümenin onurunu paylaşırlar, Niksarlılarla...
Kültür köprüsü, dostluk ve kardeşlik köprüsüdür artık, Kapıağzı...
O günden bugüne, bugünden yarınlara; Vuştri'yle Niksar, Kosova'yla Anadolu arasında sevgi bağıdır, Kapıağzı...
***
(Öykünün yazılmasında kaynak bilgiler edindiğim; Recep Bilek,
Yusuf Bilek, Nazım Aydın ve Hayrettin Ünal'a teşekkür ederim.)
abdullahyildizby@hotmail.com

"CAN KOSOVA..."

Abdullah YILDIZ

1389 Yılında; Sırp, Bulgar, Macar'lardan oluşan Haçlı güçleriyle, Murat Hüdâvendigâr Komutasında ki ordumuzun Priştina-Vuştri arasındaki ovada yaptığı meydan savaşından itibaren tek bayrak, tek devlet çatısı altında 500 yılı aşkın süredir birlikte yaşadığımız Kosova; o gün olduğu gibi, bugünde Balkanların kalbi konumunda.
Kosova'nın iki milyona yakın nüfusunun %90'ı Müslüman olup çoğunluğu Arnavut asıllı ve kısmen de Türklerden oluşur. Balkan devletlerinin tamamı, zor günleri fırsat bilip ihanet ederek; Osmanlı'dan ayrılırken; sadece Kosova ve Bosna zorla koparıldılar. Halende gönül bağımız devam ediyor.
Büyük devletlerin Ortadoğu'da olduğu gibi Balkanlarda da sürekli hesapları oldu. Adeta güçlerini sınadıkları arena gibi kullandılar. Sömürdüler, geri bıraktılar, zayıflık ve zafiyetleri istismar ettiler. Halende şer planlarını sürdürüyorlar. Yakın geçmişte Bosna'da ve Kosova'da gerçekleşen Sırp vahşetine göz yumanlar el altından destek verenler, utanmadan barıştan söz edebiliyorlar...
Kosova bizim için çok önemli. Türkiye'nin güvenlik sınırı Edirne'den başlamaz; Bosna ve Kosova'ya kadar uzanır. Orta Doğu, Kafkaslar, bizim için ne ifade ediyorsa Balkanlar bir fazlasını ifade eder. İşin içine kardeşlik hukuku da girince şunu diyebiliriz; "Kosova Türkiye'dir, Türkiye Kosova'dır..."
Niksar'ın ise daha farklı bir konumu var. Kosova'dan hicret etmiş ve halen birlikte yaşadığımız kardeşlerimizin kültür hayatımıza kattıkları çeşninin lezzeti inkar edilemez. Mayıs 2007'de Niksar Belediyesi'nce tertip edilen "Balkanlardan Esintiler-Kosova Gecesi" programına Vuştri (Kosova) Folklor Ekibi katılmış ve bize anlatılamaz hoşluklar yaşatmışlardı. O gün kurduğumuz yeni dostluklar msn aracılığı ile halen capcanlı sürüyor. Bizimle, o kadar derin ve içten bir duygu beraberliği yaşıyorlar ki; Güneydoğumuzda kaybettiğimiz her bir şehidimizin acısını bizimle beraber hissediyor, bizimle birlikte göz yaşı döküyorlar.
Niksar'ı ve Niksarlıyı unutamadıklarını, gördükleri misafirperverliği anlatmakla bitiremiyorlar. Konuştukça; yüreklerindeki temizliği, samimiyeti ve Türkiye'ye ne kadar bağlı oldukları gerçeğini görüyorsunuz.
17 Kasım 2007 Cumartesi günü Kosova'da genel ve yerel seçimler yapıldı. Kosova'yı önümüzdeki günlerde yoğun ve zorlu bir süreç bekliyor. Seçim sonuçlarının, bu bakımdan Kosova'nın güçlenmesine vesile olmasını temenni ve dua ediyorum.
Kosova, Yugoslavya Federasyonu'na bağlı Özerk Statüde bir bölgeyken, 1989'da bu statü kaldırıldı ve Sırplar stratejik öneme sahip bu bölgeyi, doğrudan merkezi yönetime bağladılar. Şimdi, Kosova'nın bağımsızlığı gündemde. Halen, Kosova'da NATO gücü görev yapıyor. Bizim Mehmetçiğimizde orada. 10 Aralık 2007'de Sırbistan ve Kosova arasında son bir görüşme daha var. Arabuluculuk yapan ABD, Rusya ve AB, görüşmeler sonucunda konuyla ilgili bir raporu BM Genel Sekreterliği'ne sunacaklar. Büyük bir ihtimal, Kosova yönetimi tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan edecek. ABD, Bağımsızlığı destekleme eğiliminde, Rusya açık biçimde karşı. AB Ülkelerinin büyük çoğunluğu aslında bağımsız Kosova'dan yana ama açık tavır koymak yerine kararsızlık havası vermeyi yeğliyorlar. Görüştüğümüz Kosovalı arkadaşlarımız, ne ABD'ye nede AB'ye değil, Türkiye'ye güvendiklerini çok açık biçimde dile getiriyorlar.
2008 Yılı Kosova için önemli; önümüzdeki yıl bağımsız Kosova Cumhuriyetinin tanınma yılı olacak.
Kosova'nın bizim için taşıdığı anlam; sadece stratejik ve güvenlik boyutundan ibaret değil, o topraklarda ecdadımızın alın teri, kanı ve taşına toprağına sinmiş anıları var.
Kosova'da çarpan her bir yürek bizden bir parça.
Kosova bizim canımız, ciğerimiz.
Yugoslavya komünist yönetimi ve daha sonra söz sahibi olan ırkçı eğilimler bile bu sevgiyi azaltamadılar. Çoğunluğu Arnavut olan Kosova'nın sokaklarında caddelerinde, Türkçe'Nin yankılanmasını her zaman duyabilirsiniz. Kosovalıların ana dili tek değil ikidir; birisi mutlaka Türkçe'dir.
Sizden istirhamım, Kosova'ya ilgi duyalım.
Kosova'yı önemli bir sınavının eşiğinde yalnız bırakmayalım.
Dualarımız ve gönlümüz seninle, "Can Kosova..."
***
m.zahitemre@hotmail.com

VUŞTRİ HAKKINDA BAZI BİLGİLER:

VUŞTRİ'DEN GÖRÜNÜM

Vuştri'nin merkez nüfusu 48.000'dir. 68 Köyü ile birlikte 110.000 civarında nüfusa sahiptir.
Prishtine, Mitrovice arasında yer alır.
Kosova'nın tarihi kentlerinden biridir.
Mamak (Ankara) ile kardeş şehir statüsündedir.
Niksar (Tokat) Belediyesi'ninde Vuştri ile kardeş şehir olma yönünde çalışmaları vardır.

Vushtrri hakkında bilgi ve resim göndermek isteyenler aşağıdaki adresleri kullanabilirler...
abdullahyildiz@mynet.com
abdullahyildizby@hotmail.com

KOSOVA KÜLTÜR BAKANLIĞI
HALK OYUNLARI EKİBİ'NİN
RENKLENDİRDİĞİ GECE
MUHTEŞEM OLDU!..

KOSOVA EKİBİ

25 Mayıs Akşamı Niksar Kapalı Spor Salonu dostların ve kardeşlerin kucaklaşmasına sahne oldu.
Niksar Belediye Başkanı İdris ŞAHİN'in öncülüğünde gerçekleşitirilen programda; Kosova Halk Oyunları ve Türküler seslendirildi. 2 Saat süren programı izleyenler; "ne çabuk bitti" diyerek, aldıkları hazzı ifade ettiler.
Kosovalı Kardeşlerimize bize yaşattıkları nadide gece için şükranlarımızı sunuyor. Aramızdaki bağın güçlenerek sürmenisini diliyoruz.

KOSOVA HALK OYUNLARI EKİBİ

Niksar Belediye Başkanlığının Kültür Etkinlikleri kapsamında organize ettiği; Kosova Kültür Bakanlığı, Çeşme Kültür ve Yardımlaşma Derneği Halk Oyunları gösterisi, 25 Mayıs Cuma akşamı saat 20:00'de Kapalı Spor Salonunda gerçekleştirildi.
Kosova Kardeş Cumhuriyetinin sıcak insanlarının sunduğu programa beklenenin üzerinde yoğun bir katılım ve ilgi oldu.
Yugoslavya'nın dağılmasından sonra özgürlük yolunda mesafe kat eden Kosava Özerk Cumhuriyeti her yönüyle Anadolu gibi. Yani bizim yüreğimizin bir parçası.

KOSOVA HABER SİTESİ "TIKLAYIN"

KOSOVA CUMHURİYETİ BAYRAĞI

BAĞIMSIZ KOSOVA'YA DOĞRU
SON ADIM...

Abdullah YILDIZ

BAĞIMSIZLIK ÖNCESİNİN KOSOVA BAYRAĞI

1389 Yılında; Sırp, Bulgar, Macarlardan oluşan Haçlı güçleriyle, Murat Hüdâvendigâr Komutasında ki ordumuzun Priştina-Vuştri arasındaki ovada yaptığı meydan savaşından itibaren tek bayrak, tek devlet çatısı altında 500 yılı aşkın süredir birlikte yaşadığımız Kosova; o gün olduğu gibi, bugünde Balkanların kalbi konumunda.

Kosova'nın iki milyona yakın nüfusunun %90'ı Müslüman olup çoğunluğu Arnavut asıllı ve kısmen de Türklerden oluşuyor. Balkan devletlerinin tamamı, zor günleri fırsat bilip ihanet ederek; Osmanlı'dan ayrılırken; Kosova ve Bosna zorla koparıldılar. Halende gönül bağlarımız devam ediyor.

BAŞBAKAN TAÇİ

Büyük devletler, Ortadoğu'da olduğu gibi Balkanlarda da sürekli hesap içinde oldular. Halende çıkarlarına yönelik şer planlarını sürdürüyorlar.

Orta Doğu, Kafkaslar, Türkiye için ne anlam taşıyorsa; Balkanlar bir fazlasını ifade eder. İşin içine kardeşlik hukuku da girince şunu diyebiliriz; "Kosova Türkiye'dir, Türkiye Kosova'dır..."

Kosova, Yugoslavya Federasyonu'na bağlı Özerk Statüde bir bölgeyken, 1989'da bu statü kaldırıldı ve Sırplar stratejik öneme sahip bu bölgeyi, doğrudan merkezi yönetime bağladılar. Ancak, Sırpların acımasız vahşet sergilemesiyle beraber, Kosova'nın bağımsızlığı gündemde yerini aldı.

Halen, Kosova'da NATO gücü görev yapıyor. Bizim Mehmetçiğimizde orada. Sırbistan ve Kosova arasında doğrudan yada dolaylı görüşmelerden bugüne kadar olumlu bir sonuç çıkmadı. Arabuluculuk yapan ABD, Rusya ve AB, görüşmeler sonucunda konuyla ilgili bir raporu BM Genel Sekreterliği'ne sundular. Yakın gelecekte, BM'den konuyu çözecek bir adım beklenmiyor. Büyük bir ihtimal, Kosova yönetimi tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan edecek.

17 Kasım 2007'de, Kosova'da genel ve yerel seçimler yapıldı. Yeni yöneticiler belirlendi. Yeni seçilen Kosova Başbakanı Haşim TAÇİ, kısa süre içinde ilan edilmesi beklenen bağımsızlıkla ilgili kutlamaları düzenleyecek komiteyi bile belirledi. Kosova basını, bağımsızlık ilanının ardından Başbakan TAÇİ'nin dünya medyasına yönelik bir konuşma yapacağını yazıyor. Priştine'deki oteller dev posterler asarak, bağımsızlık kutlamalarına katılacak konukları ağırlamaya hazırlanıyor.

Süreci kısa sürede sonuca ulaştırmak isteyen Başbakan TAÇİ; "Kosova'nın bağımsızlık ilanı, Kosova halkının iradesine dayanıyor. Bayrak, ulusal marşımızın ve diğer ulusal sembollerimizin belirlenmesi için özel komisyonlar oluşturuldu" diyor. Bağımsız Kosova'nın hiçbir şekilde bir İslam devleti olmayacağını, tüm vatandaşlarıyla birlikte, demokratik ve laik bir devlet olacağını, Dini ibadet özgürlüğünün Kosova Anayasası'nın teminatı altında bulunacağını, vurguluyor.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris TADİÇ, yaptığı açıklamada; Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan ülkelerle diplomatik ilişkilerinin düzeyini düşüreceklerini, ancak tamamen kesmeyeceklerini, söylüyor. ABD, Bağımsızlığı destekleme eğiliminde, Rusya açık biçimde karşı. AB Ülkelerinin büyük çoğunluğu aslında bağımsız Kosova'dan yana ama net tavır koymak yerine kararsızlık havası vermeyi yeğliyorlar.

Türkiye, temkinli ve ufuklu bir siyaset izliyor. Balkanlar'da çatışmaya meydan vermeyecek bir stratejiyi taraflara tavsiye ediyor. Cumhurbaşkanı GÜL ve Başbakan ERDOĞAN; sürdürdükleri çok yönlü diplomatik temaslarıyla, sürecin krize dönüşmeden sonuca ulaşmasına gayret ediyorlar...

Görüştüğümüz Kosovalı arkadaşlarımız, ABD ve AB'den daha fazla, Türkiye'ye güvendiklerini, Türkiye'nin yanlarında olmasından güç aldıklarını içtenlikle dile getiriyorlar.

2008 Yılı Kosova için önemli; 2008 Bağımsız Kosova Cumhuriyetinin tanınma yılı olacak.

Kosova'nın bizim için taşıdığı anlam; sadece stratejik ve güvenlik boyutundan ibaret değil, o topraklarda ecdadımızın alın teri, kanı ve taşına toprağına sinmiş anıları var.

Kosova'da çarpan her bir yürek bizden bir parça.
Kosova bizim canımız...
Yugoslavya komünist yönetimi ve daha sonra söz sahibi olan ırkçı eğilimler bile bu sevgiyi azaltamadılar.

Kosova'ya ilgi duyalım.
Kosova'yı önemli bir sınavının eşiğinde yalnız bırakmayalım.
Dualarımız, gönlümüz ve ilgimiz Kosova ile olsun...
***

VUQİTIRIN-VUSHTRİ-VUŞTRİ
(KOSOVA)

Babamın doğup büyüdüğü şehir vuçitırın, kosovanın en eski kasabalarından (prizrenden sonra) etrafındaki köyleri saymazsak bayağı küçük bir yer. Bu sebepten olacak herkes birbirini tanır sokakta, aynı diğer kasabaları gibi Kosova'nın, samimi ve sıcak bir atmosfere sahip. Bizim korza dediğimiz bir ana caddesi var, tarih kitaplarının sayfalarından bir manzara gibi, başlangıcında osmanlıdan kalma bir kale var sokağın. her zaman dolaşan birilerini görmek mümkün. namaza giden beyaz keçe başlıklı (plis) ihtiyarlarından tutun, rahatsız ettiği herkesi tanıyan ve bu yüzden pek rahat, yanındaki arkadaşlarına o günkü okul maceralarını anlatan gençlerine kadar, aslında gayet renklidirde bu küçük kasaba. sokakta sağlı sollu dizilmiş esnafın da müşterisi vardır her zaman. Kafeler ve kebapçılar (qebaptore edhe kafiq) dan çıkan harika kokular -en azından benim gibi sürekli orda yaşamayanlar için feci şekilde davetkar. Meşhur sıcak pitalka arasına cömert bir şekilde malzemeyle süslenmiş aşırı büyük köfteler MC donalds reklamlarını kıskandıracak güzellikteler. Yemek sonrasıda hemen karşısında bir machiato (bilmeyenler için türkiyede pek rastlayamadığım bir filtre kahve çeşidi bu makiato) keyfi insana hayattan başka ne isterim ki dedirtecek gibi. Okuyanlar arasında abarttığımı düşünenler vardır, sorun öğrenin ve mümkünse deneyin... Şimdilik bu kadar vuçitırından, merak eden yada anılarını paylaşmak isteyen varsa çok memnun olurum.
pershendetje prej
XHAN / Antalya
(arnavutuz.com'dan - tenten301@hotmail.com)

DÜNÜ VE BUGÜNÜYLE; ARNAVUTLUK...

m.zahitemre@hotmail.com

Adriyatik kıyısında yer alan, Balkan ülkesi. Arnavutluk, 28.700 km2 toprağa sahip ve 3.5 milyon insan yaşıyor. Halkın %75'i Müslüman. Başkent Tiran'ın bugünkü nüfusu bir milyonu aşmış durumda. Başkentin hızla artan nüfusu sosyal problemleri de daha fazla artırmış. Türkiye'ye vize uygulamayan Arnavutluk, Afrikalı ve Asyalı kaçak göçmenlerin, AB ülkelerine sıçrama noktası olarak kullanılıyor. Bu yönüyle sıkıntı yaşıyor ve gümrüklerde sıkı önlemler almak zorunda kalıyor.

Birinci dünya savaşı öncesine kadar, 500 Yıl aynı devlet çatısı altında birlikte yaşadığımız Arnavut kardeşlerimizin ülkesi. Son 100 yılını karanlık senaryolar içinde geçiren Arnavutluk; Osmanlı'dan zorla koparılmasını müteakiben önce Almanların, devamında da İtalyanların işgalinde kaldı. Daha sonra; sosyalist ve dinsiz bir yönetimin altında baskıyla geçen uzun yıllar yaşadı... Hafızasını kaybetmeye, Müslüman geçmişinden koparılmaya çalışıldı. Tahribat büyük oldu. Yeni yetişen nesil, ateizmin ve komünizmin pençesine düştü...

Osmanlı döneminde gözde kentlerden olan İşkodra; Enver Hoca döneminde kaderine terk edildi. Arnavutluk genelinde Camiler kapatıldı, müze yapılanlar oldu. Osmanlı kaleleri, surları, medrese binaları, harabeye döndü. Tüm bu, yıkım girişimlerine ve ihmale rağmen hala; belleklerden kazınamayacak güzellikleri bağrında taşıyor, Arnavutluk kentleri...

Yiğit Arnavut halkı; tüm bu ideolojik saldırılara, beyin yıkamalara ve şiddetin her türlüsünün uygulandığı baskı rejimine sessizce ama onurluca direndi... Yoğun dinsizlik ve akabinde Hıristiyanlık propagandalarına aldırmadı. İslam'ın nurunu yüreğinde, küllense de söndürmeden taşıyıp, bugününe getirmeyi başardı. Şimdi, Arnavutluk hızla özüne dönüyor. Son yıllardaki açılım politikası, Arnavutlukta yeniden İslam'ı güçlü biçimde temsile kavuşturuyor. Halk akın akın camilere koşuyor. Günümüzde; sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda yeniden yapılanma sürecinde bulunan Arnavutluğun ve Arnavut halkının maddi ve manevi desteğe ihtiyacı var. Bu konuda, bizlere önemli görevler düşüyor. Balkanlara yönelik projeler geliştirilmeli; her şeyi devletten beklemek yerine sivil inisiyatif harekete geçirilmeli. Kosova, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ ve Bosna kentlerine turlar düzenleyip; yanlarında olduğumuzu hissettirmemiz bile çok büyük bir destek anlamı taşır...

AB Ülkeleri, ABD, Rusya hatta Çin bile Balkanlar üzerinde hesap yaparken, bizim inanç, kültür ve kan bağımız olan kardeşlerimizi yalnız bırakmamız düşünülebilir mi? Türkiye, Osmanlı'dan miras kalan ve reddetmesi mümkün olmayan "Büyük Devlet" rolünü en akılcı biçimde oynamak zorunda. Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar başta olmak üzere Bölge barışı, Türkiye'nin gücünü ve aklını iyi kullanmasıyla sağlanabilir. Türkiye, güdülen değil, yöneten olmak zorunda. Zaten, Devletimizin hissedilebilir açıklıkta uyguladığı Balkan siyaseti de bu duyarlılığın bir ifadesi. Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın ve Dış İşlerinin attıkları her adımda; Türkiye'nin Balkanlardaki, doğal ve stratejik ortaklarını ve ortaklıklarını dikkate aldıklarını görmek gerçekten sevindirici ve umut verici oluyor. Dostlarımızın, müttefiklerimizin yüreğine ferahlık veriyor...

Düne göre bugün her bakımdan daha fazla umutluyuz. Yarın, bugünden daha iyi olacak. Çocuklarımızı bu umutla yetiştirelim. Türkiye'mizin harika coğrafyasıyla birlikte; açalım atlası, Balkanları anlatalım tatlı lisanımızla... Fatih'in balkanları at üzerinde dolaştığı yolları parmak ucumuzla, dolaşalım. Atlasa, çocuğumuzla birlikte gözümüzü yumup bakalım; o topraklardaki, ecdadın nal ve ter izlerini görmeye çalışalım. Orada bıraktığımız, hala bize olan bağlılıklarıyla çarpan sevgi dolu yüreklerin hasret nağmelerini hissetmeyi deneyelim. Çanakkale'de, İstiklal Harbinde birlikte olduğumuz, yürek bütünlüğünü her zaman yaşadığımız güzel insanları, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un emaneti canları anlatalım çocuklarımıza; adımız, farklı olsa da; kardeş olduğumuzu iyice yerleştirelim taze beyinlere... Arnavutluk, Kosova, Bosna, Makedonya, Karadağ kentlerinin; tahrip olmuşlukları bir yana; Bursa'dan, Konya'dan, Sivas'tan, Niksar'dan bir farkları olmadığını izah edelim etraflıca...

Sevgimizi ve dayanışma hasletimizi öne çıkaralım. Arnavutluk ve diğer dost ülkelere ve oralarda yaşayan kardeşlerimize sıcak ilgi gösterelim. Devletten devlete ilişkilerin ötesinde, kardeşçe kaynaşmanın güzelliğini yaşayalım, yaşatalım... Bu türden mesafesiz ve sıcak birlikteliklerin, ne kadar yararlı sonuçlar getirdiğini birlikte görelim...

Şu gerçeği de hiç unutmayalım; Türkiye Balkanlarsız; Balkanlar Türkiyesiz asla olamaz...
***
m.zahitemre@hotmail.com

KOSOVA HAKKINDA GENEL BİLGİLER

kOSOVA'DAN...

Eski Yugoslavya'da özerk bölge. Nüfusunun çoğu Arnavut Merkezi Priştine 'dir. Toprakları Metohija Ovasıyla, Kosova vadileri üzerine uzanır. Koyun ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği başlıca gelir kaynağıdır. Tahıl verimi fazla değildir. Türk beylerine ait eski büyük arazilere yerleşilmesi toprakların bölünmesine meskenlerin dağılmasına ve hayvancılığın yanı sıra çeşitli tarımın yapılmasına yol açmıştır. El Sanatları, halı, deri ve bakır işletmeciliği şehirlerde devam etmektedir.

Kosova'nın başlıca şehirleri ve özelikle de Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları şehirleri şunlardır: Priştine, Prizren, İpek, Mitroviça ve Trepça'dır.

Kosova kelimesi, Eski Bulgar ve Çek dillerinde "Karatavuk" anlamına gelen "Kos'dan türedi. Kosova, tarih boyunca birçok kavmin saldırısına uğramış bir yerleşim bölgesidir. Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca, Kosova, Doğu Roma toprakları içinde kaldı. Bu tarihlerde Kuzeyden gelen ve Batı ikiye ayrılınca, Kosova, Doğu Roma toprakları içinde kaldı. Bu tarihlerde Kuzeyden gelen ve Batı Avrupa'ya doğru ilerleyen Hunlar, Ayarlar ve Vizigotlar Kosova'dan geçtiler. 6. yy. 'da Tuna'nın Kuzeyine yerleşen Ayarlar, buraya sızdılar. 7. yy. başında Kosova Bölgesine slavlar yerleşti. Bizans'ın baskısının süregelmesi ve ardından 8. yy. 'da Bulgarlar ve Bizanslılar arasında el değiştirdi. Bu arada batıdaki Arnavutlar Kosova'ya doğru yayıldılar. Bölge daha sonraları bağımsızlıklarını ilan eden Sırp " Ban "larının hakimiyetlerine geçti. Sırpların daha sonra Kosova'da Bizanslılara karşı büyük bir zafer kazanması üzerine Sırp krallarının hakimiyetine girdi. Bu hakimiyet, İstefan Duşan'ın ölümüne kadar sürdü. Duşan'dan sonra Sırp Krallığı parçalandı. Kosova Kuzey Sırbistan Kralı ve Duşan oğlu Uroş'un hakimiyetine girdi.

1989'da Türklere vergi veren Sırp Prensliğinin eline geçti. Osmanlılar devrinde, Ploşnik bozgunundan sonra 1. Murat, Çandarlızade Ali Paşa'yı Bulgaristan'a gönderdi. Tuna kıyılarına kadar olan bölgeye akınlar yapıldı. Ali Paşa, Kosova tekfuruna haber göndererek Osmanlı himayesi altına girmesini istedi. Tekfur, bu emri dinlemeyince Doğan Bey komutasında birkaç bin kişilik kuvvet gönderildi. Doğan Bey, Kosova tekfurunun yönetimi altındaki toprakları işgal etti. Aldığı esirlerle dönerken Tekfur, Ali Paşa'ya esirlere karşılık elinde Bulunan bir kaleyi teslim edeceğini bildirdi fakat sözünde durmadı. Bir yıl sonra yapılan 1. Kosova Savaşı, Osmanlıların Balkanlara yerleşmesini sağladı. Bağımsızlığını kaybeden Sırp Krallığı da 19.yy. 'a kadar Osmanlı Devletine bağlı kaldı. Yıldırım Beyazıd, Karamanoğulları'nın çevresinde toplanan Anadolu beyleri meselesini çözmek için, Anadolu'ya dönmeden önce Rumeli işini düzeltmeye çalıştı. Üsküp ile Güney Kosova yörelerini uç beyi Paşa Yiğit'e vererek Anadolu'ya döndü. Üsküp ve dolaylarına, Menemen ovasından uzaklaştırılan Türkler ve Anadolu'dan gelen tatar göçmenler yerleştirildi. Priştine'nin güneyinde bulunan Nova Brdo kasabası (Orta Kosova Bölgesi), Musa Çelebi'nin Rumeli'ye hakim olduğu sırada (1410) Türklere geçti. Musa Çelebi, kardeşi Süleyman Çelebi ile işbirliği yapan Üsküp Sancakbeyi Paşa Yiğit'i hapsettirdi. Sonra affederek eski görevine gönderdi. Paşa Yiğit, Mehmet Çelebi hesabına Sırplar jel anlaştı. (1413 ) Bunun üzerine Musa çelebi yeniden Sırbistan sınırlarını aştı. Bir süre sonra, Çelebi Mehmet Rumeli'ye geçti. Kuvvetleriyle Kosova'ya girdi. Sırplarla birleşti. Kardeşi Musa'yı yakalatarak öldürttü. Orta Kosova Bölgesi yeniden Sırplara bırakıldı. Bu durum, Üsküp sancak beyi İshak Bey zamanına kadar sürdü.

1439'da 2. Murat Semendire'yi Bütün Sırbistan Osmanlı hakimiyetinin altına girdi. Kosova, Osmanlı Devleti sınırları içinde alındı. Osmanlılar 2. Kosova Savaşı'ndan sonra savaşa katılmayan Sırplar Kosova'nın kuzeyini verdiler. Fatih Sultan Mehmet zamanında, Kosova'nın tamamı Türk hakimiyetine girdi. Kosova'nın Fatih Sultan devri sonlarında (1475) düzenlenen tahrir defterine göre Rumeli Beylerbeyliğine bağlı Vuçiitrn ve Üsküp vilayetleri içinde kaldığı anlaşılmaktadır.

17.yy. başında Kosova, yönetim bakımından iki eyaletin sınırları içinde kaldı. Kuzeyde Mitroviça 'dan Ayruçan'a kadar olan yerler Bosna eyaletine bağlıydı. Kosova ovası boyunca güneye doğru uzanan Vuçitrn Sancağına bağlı Priştine sınırları içinde olduğu yazar, 1660'da Kosova Ovası'ndan gelen Evliya Çelebi, Vuçitrn kasabasının 2 bin hanelik bir sancak merkezi olduğunu, Türkçe ve Arnavutça konuştuğunu yazar. 17.yy. sonuna doğru, 2. Viyana bozgunu üzerine Macaristan'ı işgal eden Avusturya ordusu, Balkanlara girdi ve Kosova Ovasını ele geçirdi. Kosova sahası, bu sırada bir Celalinin yönetimi altındaydı. Avusturya seferinde seraskerliğine getirildi. Çevresinde toplanan zorbalarla Kosova sahasına yerleşti. Avusturyalılara yenilerek Sofya'ya çekildi. Hükümet taraflarından üzerine gönderilen Recep Paşa ile çarpışmak zorunda kaldı. (1989) Yenileceğini anlayınca yeniden Kosova sahasına çekildi. Piccolomoni kumandasındaki Avusturya ordusu Kosova 'ya girdi. Sırpların yardımıyla, Kaçanik Boğazına kadar indi. Yerli Sırp asilzadelerinden birine bu bölgede merkezi" Kumanova "olan bir krallık kurdurdu. Bu topraklar kısa bir süre sonra Mora seraskeri Koca Hakkı Paşa jel Selim Giray Han'ın Kaçanik boğazında ve Kosova Ovasında asilerle Avusturyalılara karşı kazandıkları zafer sonunda ele geçirdi. (1690) Yüzyıl sonra Kosova'da devlete karşı çarpışan Kara Mahmut Paşa babasının yerine, işkodra mutasarflığına getirildi. Rusya - Avusturya Savaşı'ndan yararlanarak, Manastır ve Üsküp sancaklarına, Kosova 'nın bazı bölgelerinde idare işlere karıştı. 1. Abdülhamit tarafından 1786'da asi ilan edilerek üzerine kuvvet gönderildi. Kara Mahmut, bu kuvvetleri Kosova Ovasında yendi. 3. Selim Kara Mahmut ile anlaştı. Kendisine vezaret rütbesiyle "Yenipazar" sancağı seraskerliğini verdi. Bu olaydan 40 yıl sonra, yine aynı aileden işkodra Valisi Mustafa Paşa ile hükümet kuvvetleri, Kosova ovasında karşılaştı. 1828 yılında Babiali ile Mustafa Paşa arasında çıkan anlaşmazlık yüzünden, Mustafa Paşa topladığı 15 bin askerle Kosova Bölgesine girdi. Kosovalılar, söz verdikleri halde Mustafa Paşa'ya yardım etmediler. Mustafa Paşa Kaçanik ve Üsküp taraflarına çekilmek zorunda kaldı. Sonunda hükümet ordusuna yenildi. Arnavutluğa kaçtı. Sadrazam Reşit Paşanın kuvvetleri , Mustafa Paşadan sonra Ali Vildaliç ile savaştı. Osmanlı ordusu Kosova'da yine yenildi. Tanzimat ve Islahat fermanlarının ilanından sonra, merkezi Sofya olmak üzere Niş ve Priştine'yi de içine alan Kosova Vilayeti kuruldu. 1877-1878 Osmanlı -Rus savaşından sonra, vilayet merkezi Priştine'ye taşındı. Kosova vilayetinin ilk sallnamesine göre, bu vilayet 1879'da Priştina, Üsküp, Prizren, Yenipazar ve Debre sancaklarını içine alıyordu. Daha sonraki idari bölünmeye göre; Üsküp, Priştina, Seniçe (Senitsa), İpek, Yaşlıca ve Prizren olmak üzere 6 sancağa ayrıldı. AYASTEFANOS ANTLAYMASI gereğince, vilayet yerli halktan seçilen birleşik özel komisyonlarla yöneltilecekti. Bu komisyonların vereceği karalar, uygulanmadan önce Osmanlı Devletine sunularak, Osmanlı Devleti Rusya ile görüş birliğine vardıktan sonra uygulamaya geçecekti.

1878 BERLİN ANTLAŞMASININ 23. MADDESİ UYARINCA; bu idare şeklinde değişiklik yapıldı. Osmanlı Devleti, komisyonun aldığı kararlarları, Doğu Rumeli için kurulan Avrupa komisyonuyla görüşecekti. Aynı antlaşmanın 25. maddesine göre, Kosova vilayetine bağlı Yenipazar sancağının yönetimi, Osmanlılara bırakıldı. Avusturya, Yenipazar sancağının her tarafında asker bulundurmak, askeri ve ticari yollar yapmak yetkisi, Avusturya, Yenipazar sancağını işgal etti. Kosova 'da mahalli direnişler başladı. Bu yüzden Babiali, Antlaşmasının şartlarını yerine getiremedi. Gusinyeli Ali Paşa toprak bırakılmasına karşı çıktığı için Mitrovisa kumandanı Ahmet Paşa O'nu sindirmekle görevlendirildi. Arnavut Süleyman Vokşi, gönüllüleriyle 1881 'de Üsküp, Priştina ve Mitroviça'ya girerek Kosova Ovasını baştan başa işgal etti. Bunun üzerine Babiali'nin Arnavutluk'u islah için gönderdiği Dervis Paşa, 1881'de Üsküp'e geldi. Bir süre sonra, Arnavut gönülleri dağıldılar. 2. Abdülhamit, bir taraftan Arnavutlar üzerine asker gönderilmesini buyururken, öte yandan da onları hoş tutmaya çalışıyordu. Bu siyaseti fırsat bilen Arnavutlar, 1883'de Kosova Ovasına kadar bütün köyleri aldılar. 2. Meşrutiyetin ilanına kadar bölgede önemli ayaklanma ve çarpışmalar oldu. 1912 'de Mehmet Reşat, Rumeli seyahatine çıkarak Kosova'ya geldi. Yapılan bir toplantıda, Sadrazam Hakkı Paşa, halktan asi reislerin kışkırtmalarından kaçınılmasını istedi. Bu çalışmalardan bir sonuç alınmayınca, 1. Fırka İstanbul'dan Kosova'ya gönderildi. Gelen asker, Kosova'da Arnavutlar ile işbirliği yaptı. Balkan Savaşı çıkınca Sırplar, hiçbir direnmeyle karşılaşmadan sınırı geçtiler. General Jankovitch kurulmasındaki Sırp orduları 1912'de bütün Kosova sahasını işgal etti. Londra Antlaşmasıyla :30 Mayıs 1913'de Kosova Vilayeti Sırbistan'a bırakıldı. Yugoslavya kuruluşunda yine Sırbistan'a bağlı kaldı. Eski Yugoslavya en son idari bölünmesinde Kosova, Yugoslavya Cumhuriyetine bağlı bağımsız "Özerk" bir bölgedir. 1913'de Kosova Sırbistan tarafından işgal edildiğinde Arnavutlar ve Türkler yine göçe zorlandılar. (Tıpkı 1877-78 yıllarında Sırpların her zaman olduğu gibi yaptığı katliamlarla Kurşumilya, Niş, Prekuple civarında çoğunluğu Arnavut ve Türkler' den oluşan 450 köyde yaşayan halk öldürülmüş sağ kalanlar ise Türkiye'ye ve Kosova'ya göçe zorlanması gibi) 1913'de Sırpların işgaliyle başlayan göç 1940 yıllarına kadar sürmüştür. 2. dünya Savaşı'nda Almanlara karşı verilen mücadeleye Kosova'lı Arnavut ve Türkler' de katılmışlardır. 31 Aralık 1943 ve 2 Ocak 1944 tarihleri arasındaki dönemde Bujan'da yapılan sosyalistlerin, milliyetçilerin, anti-faşist gençlik ve kadınların temsil edildiği 1. MİLLİ KURTULUŞ KONSEYİ'nde alınan en önemli kararlar 1- Kosova halkının kendi kendilerini tayin hakkına sahip olduğu 2- Kosova'nın bu konsey tarafından Sırbistan aracılığıyla değil, direk Sırplar, Slovenler gibi Yugoslavya Federasyonu'nda temsil edilmesiydi. Maalesef savaş bittikten sonra alınan bu karalar unutuldu ve yerine getirilmedi. Kosova, özerklik tanınarak Sırbistan'a bağlanmış oldu. Arnavut ve Türklerin diğer topraklar ise, Makedonya, Karadağ ve Sırbistan Cumhuriyetleri arasında paylaşıldı. 1955'li yıllara geldiğimizde, İçişleri Bakanı Aleksandır Rankoviç, Sırp barbarlığını tahrik ederek Arnavut ve Türkler 'e işkence uygulayarak onların Türkiye'ye göç etmeleri için ellerinden geleni ardına koymamışlardır. 1966'da bu şovenist görevinden alındı. Alınmasının nedeni Arnavutlara yaptığı işkenceler değil, Tito'nun tahtına göz dikmesiydi. Bu görevden alınmadan sonra Arnavutlar ve Türkler biraz rahat olmaya başladılar nihayet. 1974'de düzenlenen anayasayla Kosova özerk Bölgesi birçok alanda elde etmiş olduğu haklarla daha etkili bir biçimde temsil edilmeye başlandı.

1968 yılında Avrupa'da başlayan gençlik hareketleri Kosova'da etkisini gösterdi ve Kosova'nın Cumhuriyet olarak kabul edilmesi gerektiğini savunarak ayaklandılar. 1981'de Kosova halkı tekrar mitingler, yürüyüşler düzenleyerek seslerini dünyaya duyurmaya çalıştılar. 1981 Mart ve Nisanında gerçekleşen olaylarda 11 kişi öldü. 1988-99 yıllarına geldiğimizde ise, Kosovalılar hala istedikleri demokratik ve insanca haklara sahip değillerdi. Demokratik ve insanca haklar için mücadele ederken, bir yandan da Sırplar Kosova'yı egemenlikleri altına almaya çalışıyorlardı. Sırplar, Voyvodina özerk bölgesinde kendi yöntemini göreve getirdikten sonra, Karadağ Cumhuriyeti'ne de kendi adamlarından Bulatomiç'i getirerek güçlerini arttırmış oldular. 23 Mart 1989'da Kosova milletvekilleri tehdit edilerek, bin bir hile ve zorbalığa başvurarak Kosova özerk Bölgesinin özerkliğini oluşturan anayasanın en önemli maddelerini yok ederek tamamen Sırbistan’a bağladılar. Bu darbeyle, Yugoslavya'nın 8 biriminden (6 cumhuriyet ,2 özerk bölge) bir yok oluyor ve Yugoslavya'nın dağılması başlamış oluyordu. Yugoslavya'nın çöküşü böyle başlamıştır. Kosovalılar, Sırpların tüm baskı ve zorbalıklarına, maalesef çok sayıda şehid vermekten kurtulmadı. 2 Temmuz 1990 yıllında, BAŞKENT PRİŞTİNE'DE SIRP ORDUSU VE POOLİSİNİN KAPATTIĞI MECLİSİN ÖNÜNDE KOSOVALI PARLEMENTLER, " KOSOVA CUMHURİYETİNİ İLAN ETTİLER. 7 Eylül 1990'da Kosova'nın Kaçanık Şehrindeki meclis kongresinde Kosova Cumhuriyeti anayasası kabul edilerek, Kosova'nın kurulacak olan yeni bir Yugoslavya Federasyonuna, bağımsız bir cumhuriyet olarak katılabileceğini ilan etti. Yapılan referandumla da, bu bağımsızlık kararı halk tarafından da onaylanmış oldu. Kosova Cumhuriyeti, 23 Aralık 1991 yılında, Avrupa topluluğuna bağımsızlığının tanınması için baş vuruda bulundu. 1922'de yapılan seçimlerle Cumhurbaşkanlığına Dr. İbrahim Rugova seçildiler. Ve bugün hala, maalesef Kosova Cumhuriyeti, Arnavutluk dışında hiçbir ülke tarafından tanınmış değildir. Kosova Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ülkelerinin tanınması için Amerika, Avrupa, Diğer ülkeler ve Türkiye'yle temaslarına devam etmektedirler. (Cumhuriyetin ilanından sonra, Kosova'da yaşayan Türkler tarafından, Kosova'nın bağımsız ve egemen bir devlet olarak Türkiye tarafından tanınması için TBMM 'ne, Cumhurbaşkanlına ve Başbakanlığa yollanan 31.112 Türk tarafından imzalı mektup'da bu işlevi hızlandırmışlardır. Kosova hükümet başkanı, dönemin başbakanı tarafından tanınması için TBMM'ne Cumhurbaşkanlığına yollanan 31.112 Türk tarafından imzalı mektup' da bu işlevi hızlandırılmamıştır. Kosova hükümet başkanı, dönemin başbakanı Süleyman Demirel ve DSP genel başkanı tarafından kabul edilip, Türkiye iyi niyet ve barışsever tutumunu sürdürmüş olmasına rağmen, Kosova Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ülkemiz tarafından henüz kabul edilmemiştir.

Kosova'nın bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmamış olması Sırpların işini kolaylaştırmaktadır. Orada, bugün insanlar Sırp polis ve askerinin baskı, işkence, gözaltı ve ezici tutuları ile karşı karşıyadır. Arnavut dilinde eğitim veren kurumlar Sırplar tarafından kapatıldığı için eğitim evlerde yapılmaktadır. Kosova Cumhuriyeti, 3-14 Haziran 1996 tarihleri arasında İstanbul 'da düzenlenen HABİTAT toplantısına BM davetlisi olarak katıldılar. Çeşitli sempozyum ve paneller düzenleyerek Sırp işgali sonucu Kosova'da durumun gittikçe vahim olduğunu anlattılar. Kosova Cumhuriyeti'nin ve Kosova Arnavutlarının ve Türklerinin tek istedikleri, uluslararası camianın kendilerini anlamaları ve desteklemeleridir. Aksi takdirde, Sırpların barbarlıkları insanlık adına bir utanç tablosu daha oluşturacaktır.

Kosova Hakkında Genel Bilgiler

Yugoslavya Federasyonu dağılmadan bir süre öncesine kadar altı cumhuriyetle iki özerk bölgeden oluşuyordu. Cumhuriyetler: Sırbistan, Bosna - Hersek, Slovenya, Hırvatistan, Karadağ ve Makedonya; özerk bölgeler ise Voyvodina ile Kosova'ydı. 1989'da Kosova'nın özerk statüsü kaldırılarak tamamen Sırbistan'a ilhak edildi. 1991'de Yugoslavya Federasyonu dağılma sürecine girdi ve Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna - Hersek bağımsızlığını ilan etti. Sırbistan ile Karadağ ise Yeni Yugoslavya Federasyonu'nu oluşturdu. Kosova, özerk statüsü kaldırılmış olduğundan bu kurulan yeni federasyonun sınırları içinde ve Sırbistan Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak kaldı.

Kosova Haritası

Coğrafi konumu: Kosova, kuzeyden ve doğudan Sırbistan, kuzeybatıdan Yeni Yugoslavya Federasyonu'nun ikinci üyesi Karadağ tarafından kuşatılmış durumdadır. Güneyinde Makedonya, batısında ise Arnavutluk bulunmaktadır. Bu durum dolayısıyla Sırp zulmünden kaçan Kosovalılar Arnavutluk ve Makedonya'ya sığınmaktadırlar. Bu iki ülkenin Kosova meselesi karşısındaki tutumlarından aşağıda söz edeceğiz.

Tarih:
Ortaçağ Öncesi
Sırplara göre Kosova'ya 6-7.yy'da Sırp göçü başladığında, buralar boş topraklardı. Arnavutlar ise, geçmişi Roma öncesine dayanan İlliryalıların torunları olduklarını, Kosova'nın asıl yerlilerinin kendilerinin olduğunu savunuyor. Prof.Dr. İlber Ortaylı da Kosova'nın 14. yy.a kadar bir Arnavut ülkesi olduğu, Sırpların sonra geldiği görüşünde. Ortaylı'ya göre bölgedeki Sırplaştırma politikası 1389 Kosova Zaferiyle durdu. Akademik çevrelere göreyse Kosova'nın ilk sahipleri kimlerdi konusu hala tartışmaya açık. Ortaçağ Sırp kaynaklarında Kosova mitinin asıl ağırlık noktası ortaçağda odaklanıyor. Ortaçağda Kosova Sırp imparatorluğunun merkeziydi. Sırp Ortodoks Kilisesi'nin merkezi Peç (İpek)'de Kosova'dadır. Gücünün doruğuna Prens Stefan Duşan (1331-55) zamanında ulaştı. Duşan Prizren'i (Kosova'da son etnik temizlik kampanyasından önce daha çok Türk azınlığın yaşadığı kent) en önemli başkentlerinden biri yaptı ve oraya gömüldü. Ortaçağda Arnavutluk'un önemli bir bölümü Sırp İmparatorluğu'nun parçasıydı ve Duşan'ın ordusunda Arnavutlar da vardı.
Osmanlı dönemi
1389 tarihli Kosova Savaşı Sırpların tarihinde çok önemli bir yer tutuyor. Kosova Savaşında Osmanlılar Sırpları yendi. Tutsak edilen Prens Lazar'ın boynu vuruldu. Kosova savaşında Osmanlılar da büyük kayıp verdi: Sultan I.Murat öldürüldü. Osmanlılar Kosova'da kesin üstünlüğü 1448 tarihli 2.Kosova Savaşıyla sağladılar. Sırplar I.Kosova Savaşını Hristiyanlığın İslama karşı bir mücadelesi olarak görürler. Bunun en açık göstergesi de 1912-13 Balkan Savaşları sırasında Kosova'ya giren Sırp askerleri gözyaşları içinde toprağı öpmüşlerdi. Sırplar 1683-99 yılları arasındaki Osmanlı Habsburg (Avusturya Macaristan) Savaşında Avusturyalıların yanında yer aldılar. 1690'da Osmanlıların Braşov yakınlarındaki Zarneşti Zaferi üzerine Sırplar Kosova'dan büyük bir göç dalgası başlattılar. Sırp kaynaklarında göç dalgaları sonucu 37 bin Sırp ailenin Patrik III. Arseni başkanlığında Belgrad'ın kuzeyine Avusturya topraklarına sığındığı öne sürülür. Bu göç edenler arasında Ortodoks Sırpların yanı sıra Katolik Arnavutlar da bulunuyordu. Sırplar Kosova'nın boşalmasıyla Osmanlıların buralara Arnavutları yerleştirdiğini öne sürerler. Ancak Arnavutları göçe Osmanlıların teşvik ettiğine dair herhangi bir bulgu mevcut değil. Şüphesiz Osmanlılar Ortodoks Sırpların yerine Müslüman Arnavutları görmekten, Arnavutlar da Sırp idaresi altında olmaktansa Osmanlı idaresi altında olmaktan hoşnuttular. Şurası bir gerçek ki, kentte oturan Sırpların büyük göçünün ardından dağlarda yaşayan Arnavutlar kentlere inmişlerdir. Sonuçta Kosova'daki Arnavut nüfus çoğunluk olurken, Kosova'dan göç eden Sırplar Voyvodina'ya yerleşerek, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından Osmanlı İmparatorluğu'nun genişlemesine karşı bir set olarak kullanıldılar.
20.yy. İlk Yarı
Kosova, 1912-13 Balkan Savaşı sırasında Sırpların eline geçti. O dönemde savaş muhabirliği yapan Leon Trotsky "Sırpların Kosova'yı bilinçli bir şekilde Müslümanlardan temizlemesi" tavsiyesinde bulundu. Balkan Savaşları sonunda büyük Avrupa güçlerinin de müdahalesiyle Arnavutluk kuruldu, Sırpların denize çıkışı engellendi, Kosova Arnavutluk'a bağlanmayı isterken, Sırbistan'a bağlandı. İki savaş arası dönemde Yugoslavya Krallığı Sırpları Kosova'ya yerleştirme politikası izledi, baskı uygulayarak Arnavutları göçe zorladı. Hatta 1938 yılında 40 bin Kosovalı ailenin, aile başına 500 bin lira karşılığında üç yıl içinde Türkiye'ye yerleştirilmesi için Ankara ile bir anlaşma yaptı. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın çıkması bu anlaşmanın hayata geçirilmesini engelledi.2.Dünya Savaşı sırasında Kosova'nın büyük bir bölümü İtalya işgali altındaki Arnavutluk'a dahil edildi. Zengin maden kaynaklarının olduğu kuzeydoğu bölgesi ise Almanların işgali altına girdi.
Tito dönemi
Slav ve İlliryalıların katılımıyla bir Balkan birliğini hedefleyen Tito, Sırp, Hırvat, Sloven halklarının katılımıyla ortak gerçekleşen Partizan Savaşı sonunda, Yugoslavya'yı kurdu. Sistem Sırplarla diğer milletler arasında hassas dengeye dayanıyordu. Zayıf Sırbistan güçlü Yugoslavya anlamına geliyordu. Sırbistan'ın gücünü kırmak için, eskiden güney Sırbistan olarak da adlandırılan Makedonya Sırbistan'dan ayrıldı. Ayrı bir kimlik geliştirmesine, hatta kilisesini ayırmasına bile izin verildi. Kendisi bir Hırvat olan Tito böylelikle Sırbistan'ın gücünü sınırlamanın yanı sıra, Makedonları Bulgar ırkının bir kolu olarak gören Bulgaristan'ın hak iddiasına karşı önlem almayı amaçlıyordu. Tito'nun son yıllarında Kosovalılar büyük özerklik elde ettiler. 1974 anayasasıyla Kosova'nın özerkliği tanındı. Kağıt üzerinde Sırbistan'a bağlıydılar. Pratikte ise Sırbistan'la eşit konumdaydılar. Kosova federal kurumlarda altı cumhuriyet ile birlikte temsil ediliyordu, Sırp hükümetinin Kosova ile ilgili alacağı kararlarda Kosova yönetiminin de onayı şarttı. Priştine'de Arnavutların kendi üniversiteleri vardı, bayraklarını asabiliyorlardı, kendi kaderini tayin hariç her türlü hakları vardı. Bir diğer kısıtlama ise, ulus (nation) olarak değil de azınlık (national minarity) şeklinde nitelenmeleriydi. Bütün bunlara rağmen Kosovalılar Yugoslavya ile bütünleşemediler.Sırplar da 1974 anayasasından hoşnut kalmadılar. Kosova'nın fiilen ellerinden alındığı görüşündeydiler. Sırpların Kosova'da baskı gördüğü, Sırp kız çocuklarına tecavüz edildiği yolundaki haberler de Sırpları huzursuz ediyordu. 1970'lerin ikinci yarısında ve 1980'lerde Kosova'dan yeni bir Sırp göçü yaşandı. İşsizliğin Yugoslavya'nın diğer yerlerine göre daha yüksek olması yüzünden, Sırpların büyük bölümü mallarını yok pahasına satarak ülkenin öteki bölgelerine ve Avrupa'ya göç ettiler.
Tito sonrası dönem:
Tito 1980'de öldü. Hemen ardından 1981'de Priştine Üniversitesi'nde öğrenciler yemeklerin kötü olduğu gerekçesiyle bir gösteri düzenlediler. Gösteri kısa zamanda Kosova'ya bağımsızlık sloganlarının atıldığı bir ayaklanmaya dönüştü. Kosovalılar ayaklanmalarını 1980'ler boyunca sürdürdüler. Sırp lider Slobodan Milosevic ise, Kosova'yı kullanarak iktidara geldi. "Kosova yoksa Sırbistan da yok!" "Bir daha kimsenin sizi dövmesine izin verilmeyecek" sloganlarıyla seçim kampanyası sırasında Sırp halkının geniş desteğini kazandı. 1989 yılında iktidara gelince de ilk işi Kosova ve Voyvodina'yı doğrudan Belgrad'a bağlamak oldu. Kosova, Eylül 1997da referandumun ardından bağımsızlığını ilan etti, sadece Arnavutluk tanıdı. Bundan sonra Kosovalı Arnavutlar bir süre daha şiddete başvurmama politikası izlediler. Sırp baskısı şiddetliydi. Kendi eğitim ve sağlık sistemlerini kurarak Sırpların sistemini reddettiler. Hem Kosova, hem de dışarıdaki Arnavutlar, İbrahim Rugova hükümetine %3'lük vergi verdiler. Ancak şiddete başvurmama politikası bir şey getirmedi. Dünya kan dökülmeyince bir sorun yokmuş gibi davrandı. Bunun üzerine radikal Arnavutlar Kosova Kurtuluş Ordusu UÇK'yı kurarak 1997 yılında Sırp hedeflerine saldırılar başlattılar. Sırpların Arnavut gerillalara cevabı sert oldu. Misilleme olarak Arnavut köyleri bombaladılar, sivilleri öldürdüler. Sadece 1998 Şubatındaki katliamda 80 Arnavut hayatını kaybetti. Katliamlar Batı kamuoyunda sert tepkiye yol açtı. NATO Sırpları Kosovalıları bombardımanı durdurması, aksi halde harekat başlatacağı yolunda uyardı. Batılı ülkeler Fransa'nın Ramboillet kasabasında tarafları bir araya getirerek, hazırladıkları barış planı taslağını kabul ettirmeye çalıştılar. Taslak derhal ateşkesi, mültecilerin evlerine dönmesini, Sırp askerlerinin çekilmesini, bölgede NATO gücü konuşlandırılmasını ve üç yıl sonra Kosova'nın geleceği konusunda referanduma gidilmesini öngörüyordu. NATO Ramboillet girişiminin başarısızlığa uğraması üzerine 24 Mart 1999 tarihinde Sırp hedeflerine yönelik bombardıman başlattı. Böylelikle NATO tarihinde ilk defa bağımsız, egemen bir devlete -her ne kadar adını koymasa da- savaş açmış oldu. NATO bombardımanı sona erdirmek için Belgrad yönetiminin şu beş şartı kabul etmesini istiyor: Bombardımanın yüzde 85'i Amerikan uçaklarınca yapılıyor. Operasyonda kullanılan 430 uçağın sadece sekizi İngiliz GR-7 Harriers. Olayın Amerika-Sırp savaşına dönüşmesi NATO çevrelerini rahatsız ediyor. Türkiye'ye karşı Balkanlar'da dengeyi korumaya çalışan Atina, geleneksel müttefiki Sırpları destekledi. Atina'da günlerce Sırpları destekleyen konserler düzenlendi, Selanik'teki NATO tesisleri önünde protesto gösterileri yapıldı. Avrupa kimliği arayışında olan ve ABD'nin hükmedici üstünlüğünden huzursuzluk duyan Fransa, Kosova sorununun Birleşmiş Milletler çerçevesinde ele alınmasını istiyor.

Nüfusu, dini ve etnik yapısı: Kosova'nın nüfusu yaklaşık iki milyonu bulmaktadır. Bu nüfusun yaklaşık % 90'ı Müslüman'dır. Müslümanların da % 80'ini Arnavutlar oluşturmaktadır. Müslümanların geriye kalan kısmının büyük çoğunluğu Türk, az bir kısmı Çingene asıllıdır. Müslüman olmayanların çoğunluğu Sırp asıllıdır. Sırp asıllılar buraya genellikle sonradan yerleştirilmişlerdir. Bu itibarla kırsal alanda Sırp asıllılara pek rastlanmaz. Sırplar başkent başta olmak üzere büyük şehirlerde ikamet etmektedirler.

Başkenti: Kosova eski Yugoslavya Federasyonu'nun dağılmasından kısa bir süre öncesine kadar özerk olduğundan resmen tanınmış bir başkenti bulunuyordu. Burası da Priştine'ydi. Ancak daha sonra özerkliği kaldırıldığından Priştine'nin bugün resmiyette bir başkent özelliği bulunmamaktadır. Ancak Priştine yine de Kosova Bölgesi'nin bir merkezi durumundadır. Halk bu şehri bir merkez olarak tanıdığı gibi, devletin bölgeyle ilgili önemli daireleri, askeri merkezleri ve eğitim kurumları bu şehirde bulunmaktadır. Priştine'nin nüfusu yüz bin civarındadır. Başkent Priştine birbirinden çok farklı özelliklere sahip iki bölümden oluşmaktadır. Sırpların oturduğu yeni bölgesinde modern hizmetlerle donatılmış ve çok katlı apartmanların bulunduğu siteler dikkati çekerken, Müslümanların yoğun olduğu kesimde genellikle bir veya iki katlı eski binalar yada yeni gecekondular dikkati çeker. Bu kesim altyapı hizmetlerinden de mahrumdur.

Ekonomik durumu: Kosova, Sırpların maksatlı politikaları sebebiyle ekonomik yönden geri bırakılmış bir bölgedir. Bölgenin kırsal kesiminde oturan Müslümanlar genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. Şehirlerde Müslümanlar arasında işsizlik hakimdir. İşsizlik yüzünden başkent Priştine'nin parklarını, cami bahçelerini boş dolaşan insanlar doldurur. İşsizlik doğal olarak beraberinde fakirliği getirmektedir. İşsizler ordusunu oluşturanlar sadece vasıfsız elemanlar değildir. Çok sayıda üniversite mezunu da, Sırp yönetiminin maksatlı uygulamaları yüzünden iş bulamamakta, iş bulabilenlerin birçoğu da daha sonra işten atılarak işsizler ordusuna dahil edilmektedir. Bundan dolayı Müslümanlar arasında fakirlik oranı yüksek, gelir düzeyi düşüktür. Ancak Sırp yönetimi bu konudaki gerçek bilgileri ve istatistikleri açıklamaktan kaçınmaktadır.

Stratejik durumu: Dünyanın değişik yörelerine dağılmış durumdaki Arnavutların en yoğun olarak yaşadıkları bölge Balkanların güney kesimidir. Bu bölgede 6 milyona yakın Arnavut'un yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu kitle üç ayrı ülkeye yayılmıştır: Arnavutluk, Makedonya ve Yugoslavya. 3,9 milyon nüfusa sahip olan Arnavutluk'ta halkın % 95'ten fazlası Arnavut'tur. 2 milyon 200 bin nüfusa sahip olan Makedonya'da 8 yüz bin civarında Arnavut bulunmaktadır. Bu sayıyla Arnavutlar, Makedonya nüfusunun % 35'ini oluşturmaktadırlar. Yugoslavya sınırları içinde yaşayan Arnavutlar ise genellikle Kosova'da toplanmışlardır. Bu bölgede ise Arnavutların sayısı etnik oranlarla ilgili olarak verdiğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere yaklaşık 1,4 milyonu bulmaktadır. Arnavutlar sadece Kosova'da değil Makedonya'da da etnik ayrım politikasına ve haksızlığa maruz kalmaktadırlar. Bu yüzden bölgede yaşayan Arnavutlar arasında tüm Arnavutların tek bir devlet çatısı altında birleştirilmesi gerektiği düşüncesi etkilidir. Bu düşüncenin en çok etkisini gösterdiği bölge ise Kosova'dır. Bu açıdan Kosova bölgede büyük bir Arnavut devletinin kurulması konusunda önemli bir stratejik konum arz etmektedir. Arnavutların tek bir devlet çatısı altında bir araya gelmelerine ise Batı ülkeleri, NATO ve bölge ülkeleri içinde böyle bir gelişmeden birinci derecede etkilenecek olan Makedonya karşı çıkmaktadır. Batı'nın ve NATO'nun Kosova dramına duyarsız kalmasında bölgedeki tüm Arnavutların tek bir devlet çatısı altında birleşebilecekleri endişesinin önemli rolü olduğunu söyleyebiliriz.

Dini durumu: Kosova halkının % 90'ının Müslüman, onların da % 80'inin Arnavut olduğunu söylemiştik. Arnavutluk Arnavutları arasında yaklaşık % 30 oranında Hıristiyan, % 20 - 25 oranında da Bektaşi bulunmakla birlikte Kosova Arnavutlarının tamamına yakını Müslüman'dır. Ancak Kosova Müslümanları dini bilgi ve bilinç yönünden Makedonya Arnavutlarından geri durumdadırlar. Bunun bizim gördüğümüz kadarıyla dört önemli sebebi var: Birincisi bu bölgedeki Arnavutların sürekli etnik ayrımcılığa tabi tutulmaları, kendilerine yönelik baskı ve şiddette özellikle etnik kimliklerinin hedef alınmasıdır. İkinci sebep birtakım dış güçlerin Arnavut milliyetçiliğini temel felsefe ve anlayış olarak benimsemiş olan İbrahim Rugova'yı dünyaya Kosova Arnavutlarının lideri olarak lanse etmeleri ve Kosova meselesiyle ilgili olarak onu kendilerine muhatap almalarıdır. Bu tutum doğal olarak Kosova Arnavutlarını, Rugova'ya yaklaşmaya, sorunlarını dış dünyaya taşıma konusunda onu bir sözcü gibi görmeye zorlamıştır. Bu zorlama ise Rugova zihniyetinin propaganda ve etkinlik gücünü artırmıştır. Üçüncü sebep ise Kosova Arnavutlarının büyük çoğunluğunun, kurtuluşu Balkanlar'daki tüm Arnavutların birleşerek tek bir devlet çatısı altında bir araya gelmekte ve bölgede kendilerini hedef alan tüm baskıcı tutumlara bu devlet vasıtasıyla karşı koymakta görmeleridir. Dördüncü sebep ise bu bölgedeki Müslümanların İslam'ı yeterince bilmemeleri, özellikle Eski Yugoslavya Federasyonu döneminde uygulanan baskılar yüzünden İslam'ın itikadi ve ameli boyutu hakkında büyük ölçüde cahil bırakılmış olmalarıdır. Fakat bu arada şunu da belirtelim ki, Kosova Müslümanları arasında Arnavut milliyetçiliğinin etkin olması kitle tabanının İslami duyarlılığını fazla yıpratmamıştır. Halk yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı Arnavut milliyetçiliğine ilgi duysa da, İslam'ı öğrenme ve yaşama konusundaki gayreti de günden güne artmaktadır. Özellikle son dönemde fiili mücadeleden yana olan Kosova Kurtuluş Ordusu'nun İbrahim Rugova hareketine alternatif güç olarak ortaya çıkmış olmasının da olumlu etkileri olmaktadır. Kosova Kurtuluş Ordusu'nun homojen yapıya sahip ve tümüyle İslami duyarlılığı öne çıkaran bir cihad hareketi olduğunu söylemek şimdilik zor. Ama buna açık olduğunu, bilhassa gençleri İslami yönden bilgilenmeye yönelttiğini söyleyebiliriz.


flowerbar.gif

EDİTÖRE E-POSTA GÖNDEREBİLİRSİNİZ