|
NİKSAR'IN FETİH ÖYKÜSÜ
Abdullah YILDIZ
Danişmend Gazi, Malatya'yı, Sivas'ı, Tokat ve çevresini hakimiyetine aldıktan sonra Ordusuyla birlikte Amasya'ya doğru yürür. Amasya yakınların da, Yeşilırmak'ın kenarında kurduğu ordugahında komutanlarıyla birlikte, yeni hedefler ve stratejiler üzerine çalışırlarken; Tokat'ta bıraktığı komutanı Abdurrahman Şah'tan bir ulak geldiği haber verilir. Derhal içeri alınmasını emreder. Ulak saygıyla eğilir ve getirdiği nameyi, otağının köşesinde mütevazı minderinde oturan Danişmend Gazi'ye sunar. Özenle mektubu açan Danişmend Gazi; sessizce mektubu okur. Mektupta, "Komanat (Gümenek)'ın tekrar Neocaesarea (Niksar) Beyi Mihael'in eline geçtiği, hemen sefer düzenlenip, geri alınmasının gerekliliği" vurgulanmaktadır. Komanat, önemli nüfusa sahip, stratejik konumda bir yerleşim merkezidir. Danişmend Gazi başını iki yana çevirir, "fesuphanallah" der ve hemen sağ yanındaki komutanı Abdullah Tokadî'ye emreder; "- ordumuzu hazırlayın, sabah ezanı yola çıkıyoruz. Önce Komanat'ı ardından da Neocaesarea'yı alacağız."
Ertesi gün, sabah namazları kılınır ve yola çıkılır. İki günlük yolculuktan sonra; Tokat'taki güçleriyle birleşen Danişmend ordusu; Komanat üzerine yürür. Mihael'in 70 bin kişilik ordusunu; Danişmend Gazi, 20 bin kişilik kuvvetiyle yenerek; Komanat'ı geri alır. Neocaesarea Beyi Mihael çarpışmalarda ölür, yerine komutanı Theodor Gabras geçer. Gabras, Neocaesarea istikametine doğru geri çekilir. Artık Neocaesarea'nın yolu açılmıştır. İki gün Komanat'ta konaklayan Danişmend kuvvetleri, yeni seferin hazırlıklarını yapar. O devirde; Neocaesarea büyük ve ünlü bir yerleşim merkezidir. 700 Ruhbanın görev yaptığı nüfusça kalabalık bir kale kenttir. "Neocaesarea'ya hakim olan Orta Anadolu'ya ve Karadeniz'e hakim olur" kanaati yaygındır. Danişmend Gazi, Neocaesarea'yı alıp başkent yapmayı, ta başından beri planlamakta, ancak uygun zamanı kollamaktadır. İşte, o uygun zaman gelmiştir. Orduya hazır ol emirini verir ve ertesi sabah hareket başlar. Neocaesarea'nın yeni Beyi Gabras, Trabzon Beyi Matrobite'nin gönderdiği destekle takviye ettiği ordusuyla; Cincife önünde beklemektedir. Danişmend Gazi, ileri hamlesinin ardından uyguladığı ricat taktiğiyle, Gabras'ın kuvvetlerini üzerine çeker ve Sarıyaprak'ın güneyinde pusuya düşürerek perişan eder. Gabras, büyük zayiat verdiği savaştan sonra, az bir kuvvetle Neocaesarea'ya döner.
Danişmend Gazi emin adımlarla ilerler. Dönekse deresinden girdiği Neocaesarea Ovası bataklık ve göllerden ibaret olup, geçit vermemektedir. Fatlı boğazından Kelkit ırmağını geçer ve Erekderesi-Yataklar Mevkiinde ordusunu konaklar. Bitirici hamleyi yapmak için komutanlarıyla birlikte taktikler geliştirir. Neocaesarea engebeli bir arazide kurulmuş, muhkem kalesiyle fethi zor bir şehirdir. Gabras, Kuzeydeki Hıristiyan beyliklerden yardım istemiştir. Bu yardımların ulaşması engellenmelidir. Danişmend Gazi, Komutanlarından Abdullah Tokadî'yi 5000 kişilik bir kuvvetle Arguslu-Ketenderesi bölgesine gönderir. Böylece, Hem Gabras'ın Kuzeyden lojistik destek yolları kapatılır, hem de Kale'den kaçacak güçlerin yeniden toparlanma imkanı bulmaları engellenir.
Danişmend Gazi, üçer gün arayla iki defa kaleye sefer düzenler, ama, kapıları açmaya muvaffak olamaz, geri çekilmek zorunda kalır. Yine bir akşam, alternatifli planlar üzerinde durulurken; Danişmend Gazi'nin komutanlarından Artuhî'nin, Rumca bilen eşi Efrumiye hanım; "bir planı olduğunu, bu plan sayesinde kapıları açtırabileceğini" söyler. Danişmend Gazi ve komutanları Efrumiye hanımın önerisini kabul ederler. Ertesi gün akşamı alaca karanlıkta; Efrumiye hanım Ruhban kıyafeti giyer ve Kale kapısına varır. Nöbetçilere; "Trabzon Beyi Matrobite'den name getirdiğini, Gabras'la görüşeceğini" söyler. Kapı açılır içeri girer, Gabras'ın huzuruna varır. Mektubu uzatır. Gabras mektubu dikkatlice okur. "Bir-iki gün içinde 300 kişilik tam teçhizatlı bir kuvvetin, mühimmatla birlikte Neocaesarea'da olacağı, geldiklerinde bekletilmeksizin kale kapılarının açılması gerektiği," yazılıdır. Gabras sevinir, yüzünde tebessüm belirir. Efrumiye'ye teşekkür eder, ikramda bulunur. Efrumiye, bir-iki saat Kale'de dinlenip, Trabzon'dan gelecek kuvvetleri karşılamak üzere yola çıkacağını söyler ve Gabras'tan izin ister. Kale'nin içinde bir güzel dolaşır. Halkın nabzını tutar; halk arasında Danişmend Gazi'nin efsaneleri anlatılmaktadır. Halkın önemli bir kısmı, Gabras'ın baskılarından kurtuluş olarak Danişmend Gazi'yi beklemektedir. Gabras ve askerleri zengin ama, halk yoksuldur. Su ve gıda stokları yetersiz ve insanlar tedirgindir. Geçmiş zamanlarda Tamatorgos adında bir rahip, Kale içine bir kilise yaptırır ve bir tılsım hazırlayıp kilise içine saklar. Neocaesarea halkının ve askerlerinin inanışına göre; "bu tılsım bozulmadan ve çalınmadan Neocaesarea'yı hiç kimse teslim alamaz." Efrumiye'nin bir diğer amacı bu tılsımı yerinden almak ve Gabras'ın askerlerinin moralini bozmaktır. Kale içinde kaldığı iki saat içinde Tamatorgos kilisesine gider, tılsımı saklandığı yerden bulup yeleğinin cebine koyar ve Kale'den ayrılır.
Efrumiye ertesi gün, gün ağarma vakitlerinde, Matrobite'nin askerlerinin kıyafetine bürünmüş, iyi eğitilmiş 300 kişilik Danişmendli kuvvetiyle Kale kapısına dayanır. Zaten, yardımın gelmesini bekleyen nöbetçiler gelen kuvvetleri derhal içeri alırlar. Danişmendli askerleri hazırlıksız yakaladıkları nöbetçileri bertaraf edip tüm kale kapılarını açarlar, Tamatorgos Kilisesini ele geçirirler ve sihrin yerinde olmadığını herkese duyururlar. Tılsımın çalındığını duyan Gabras'ın askerlerinin morali tamamen bozulur. Bu esnada, hazır bekleyen Danişmend Gazi'nin dışarıdaki kuvvetleri de kaleye girer. Kısa bir çarpışmadan sonra kale düşer. Gabras, bir kısım askeriyle birlikte Kale'nin kuzey kapısından çıkar ve Arguslu istikametine doğru çekilir. Gabras(Gavra) Kayası civarında Abdullah Tokadî komutasındaki Danişmendli kuvvetleriyle karşılaşır, çıkan çarpışmada, Gabras ölür, kalan askerleri teslim olur. Danişmend Gazi'nin en iyi komutanlarından Abdullah Tokadî'de burada şehit düşer. İlkindi vakti harp bitmiş, kesin zafer kazanılmıştır. O gün, yani kutlu fethin günü; takvimler 24 Ağustos 1077'yi göstermektedir.
Gabras'ın oğulları Nikola ve Yorgi ile birlikte Neocaesarea halkının ve askerlerinin büyük bir kısmı İslamiyet'i seçer. Danişmend Gazi, pırıl pırıl akan Çanakçı'nın kenarında, şimdiki Ulu Camiinin yerindeki yemyeşil düzlükte, kavlağan ağaçlarının koyu gölgesi altında; komutanları, askerleri ve Müslüman ahaliyle beraber, Fetih sonrası ilk Cuma namazını kılar. Yüksekçe bir taşın üzerinde ezan okunur, Danişmendli Sancağı altında hutbe irat edilir.
Danişmend Gazi, Mihael ve Gabras'ın kalede gizlediği devasa hazineleri ortaya çıkarır. Bir kısmını askerlerine dağıtır. Diğer kalan kısmını da, Neocaesarea'nın Müslüman ve gayri Müslim tüm halkının refahı ve şehrin imarı için harcanmak üzere devlet hazinesine irat kaydettirir. Dinine, mezhebine bakılmaksızın, tüm halkın can ve mal güvenliğinin devletinin güvencesinde olduğunu herkese duyurur. Kiliseleri açık tutar ve Fethin anısına Kale'nin merkezine Fetih Camii'ni inşa ettirir. Neocaesarea'nın adını Nikhisar yani güzel hisar olarak değiştirir ve "Danişmendli Beyliğinin Başkenti" ilan eder.
O günden bu yana, barış ve huzur beldesi olarak yaşaya gelen Nikhisar, zaman içinde Niksar olarak kısaltılmış biçimiyle anılmaya başlar. Niksar, 929 yıldır, bir saniye bile, Müslüman Türk hakimiyeti dışına çıkmaz. Niksarlı, tüm vatan topraklarını düşmandan korumanın asli görevi olduğu bilincini ise, her zaman belleğinde ve yüreğinde diri tutar. İzmir'in işgaline, miting düzenleyerek ilk tepki gösteren şehir Niksar'dır. İstiklal harbinde; 7'den 70'e seferberlik ruhunu kuşanan Niksar; hep en öndedir ve en kayda değer katkıyı veren kentlerin en başında yer alır.
Bu gün yine Niksar; tarihine layık bir şehir olmanın onurunu taşıyor...
|
|
|
|
|
İSTİKLAL MARŞIMIZ
Millî Şairimiz Mehmet Akif ERSOY'u ölümünün yıldönümünde anmak üzere; nadide eseri ve İstiklal Harbini müteakiben TBMM tarafından Millî Marşımız olarak kabul edilen; duygu ve heyecan dolu mısralarıyla hiç eskimeyen, İstiklal Marşımızı sunuyoruz.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! ne bu şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hak'ka tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak'kın;
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden ilahi, şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
O zaman vecdile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal!
MEHMET AKİF ERSOY
DÜNYA BANKASI UZMANI VE BİZİM ÇOBAN!
"Değerli arkadaşım Hayrettin Ünal bey, e-posta ile beğenerek okuduğu bir hikayeyi gönderdi. Bu güzel ve ibretli öyküyü sizlerle paylaşıyor ve Hayrettin Ünal beye de ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum."
Çoban'in biri dere kenarinda koyunlarini otlatiyormus.
Tam o anda, yanina bir Cherokee Jeep yanasmis. Brioni
gömlek, Cerruti ayakkabilar giyen,
Ray-Ban gözlüklü ve YSL kravatli bir sürücü asagiya
inmis ve çobana sormus.- Eğer kaç tane koyunun
oldugunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir
misin? Çoban bir adama birde koyunlarina bakmis,
"Tamam" diye cevap vermis. Genç adam arabasini park
etmis, telefonunu bilgisayarina baglamis bir NASA
sitesine girmis, GPS'ini kullanarak yeri taramis, bir
database ve logaritma ile doldurulmus 60 excel
tablosunu açmis 150 sayfalik bir rapor basmis. Çobana
dönmüs, - "Tam olarak 1586 adet koyunun var" demis.
Çoban "Dogru" diye cevap vermis, "Koyununu
alabilirsin. " Genç adam koyunu almis ve jeep'inin
arkasina koymus. Bu sefer çoban genç adama dönmüs,
-"Eger senin ne is yaptigini bilirsem koyunumu geri
verirmisin?" diye sormus. Adam, "Evet neden olmasin"
diye yanitlamis.
"Sen Dunya Bankasi'nda Danismansin" demis çoban. Adam
sormus, "Nasil oldu da bildin?". Çoban "Çok basit"
diye cevap vermis. " Buraya çagrilmadan geldin, bu
bir. Ikincisi benim bildigim bir seyi bana söylemek
için benden bir koyunumu istedin.
Üçüncüsü yaptigin hiçbir seyden anlamiyorsun çünkü
köpegimi aldin!"
|
|
|
|