|
INTERNET
GAZETESİ
KELKİT
HAVZASI'NIN
VE CANİK
YÖRESİ'NİN
SESİ
AĞUSTOS
2010
***************************************************************
HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZ İÇİN "EVET"
Abdullah YILDIZ
Referandum, ülkemizde AK Parti İktidarıyla başlayan aydınlanma sürecinde önemli bir aşamayı oluşturuyor. 12 Eylül Darbecilerinin ürünü olan Anayasa'da yapılan değişiklikler; yepyeni bir dönemin kapılarını açabilecek öneme ve değere sahip.
Toplumun her kesimine yeni özgürlük alanları açan; hak dağıtımında kadınlara, çocuklara, yetimlere, şehit yakınlarına, gazilerimize pozitif ayrımcılık getiren; egemenlerin hukukundan hukukun egemenliğine geçişi sağlayan yeni düzenlemelere "evet" demek aklı selimin bir gereğidir.
Muhalefetin, yeni projeler hazırlayıp, halkın karşısına yapacaklarını anlatmak üzere çıkmak yerine; İktidarın her yaptığını karalamaları, hatta çarpıtarak sunmaları iktidar hırslarının da ötesinde kifayetsizliklerinin bir göstergesidir.
Meydanlarda mitingler yapılıyor; halkımız her konuşulanı dikkatle dinliyor ve her şeyin farkında. Başbakan Erdoğan paketin içeriğini anlatırken; CHP ve MHP Genel Başkanları, üzümden, kayısıdan, pastırmadan söz ediyor, Başbakanı Yüce Divanla tehdit etmeye yelteniyor. Halkın desteğinden ve sandıktan umudu olmayanlar; vesayetçi güçleri teamüle(!) uygun göreve davet etmeye çalışıyorlar.
Halkımız ferasetiyle ve basiretiyle kararını verecek. 12 Eylül sabahı gün doğumuyla beraber sandığa gidecek, "evet" pusulasının üzerine mührünü basacak; aydınlık Türkiye yürüyüşüne yepyeni bir ivme kazandıracak.
Milletlerin ve ülkelerin tarihinde önemli dönüm noktaları vardır. İşte şimdi biz böylesine önemli bir kararın arifesindeyiz.
"Evet" dediğimizde ne olacak?
-Yepyeni çağdaş bir Anayasa hazırlamanın yolu açılacak.
-Bürokratik Cumhuriyetten Demokratik Cumhuriyete geçiş sürecinde önemli bir aşama geride bırakılacak.
-Hukuk, egemenlerin değil adaletin ve vicdanın emrinde olacak.
-Hukuk önünde herkes eşit olacak.
-Ekonomik alandaki başarılarıyla Batılı ülkelerin örnek aldığı Ülkemiz; demokrasisiyle de örnek gösterilecek.
-Ülkemizde yaşayan herkes; insan haklarına saygılı, demokrasisi ve ekonomisi güçlü bir Türkiye'nin saygın yurttaşları olmanın onurunu duyacak.
Sonuç olarak şunu diyebiliriz; Anayasa değişikliğine vereceğimiz her bir oy; siyasi çekişmelere ve particilik tutkularına alet edilemeyecek kadar önemli ve değerli. Bu nedenle siyasi farklılıklarımızı bir kenara bırakıp; ülkemizin ve milletimizin geleceği, onurumuz, hak ve özgürlüklerimiz için vereceğimiz karar, "evet" olacak.
*****
BİR BAŞKA AÇIDAN REFERANDUM
Abdullah YILDIZ
12 Eylül günü yapılacak referandumda "Evet" yada "Hayır" demek; 26 maddeden ibaret mini bir anayasa değişikliğini "kabul" yada "ret" etmenin ötesinde çok daha köklü anlamlar taşıyor.
Devlet fikri, ilk kez toplumların savunma içgüdüsüyle doğdu, zamanla savunmanın yanında insanların sosyal ve ekonomik hayatını bizzat düzenleyen inanç ve ideolojiler ekseninde şekillenen yapılara dönüştü. Devletin iki temel unsurundan biri ordusu diğeri halkın yaşam tarzını şekillendiren inancıydı.
O günlerin koşullarında, devletler ayakta kalmak ve ekonomilerini canlı tutabilmek için yeni toprakları ülkelerine katmak, ganimetler ve akarlar elde etmek zorundaydı; bu da ancak askeri güçle mümkündü. Kral, şah, padişah yada devlet başkanı; hem başkomutan, hemde dini liderdi.
Tarihte ki Türk devletleri de dahil, tüm dünyada geçerli olan; milletin tümünün ordu gibi algılandığı,“ideolojik devlet” yapılanmaları, yaşadıkları çağlarda ihtiyaca cevap veriyorlardı. Zamanla insanlığın sosyal ve kültürel gelişiminin devlet anlayışında yaptığı etkiler; toplumlarda ki özgürleşme, yönetimde söz ve karar sahibi olma arzusuyla beraber ideolojik devlet kavramı yetersiz kaldı. Böylece, "yeni devlet nasıl olmalı?" arayışları başladı.
İslamın, bireyi esas alan ve devleti beşeri bir organizasyon ve sorumluluk alanı gören evrensel ilkesi; yeni devlet modeli arayışı çabalarına bir bakıma ışık oldu. İlk kez Avrupa'da, devlet, kiliselerin haçlı seferleriyle belirginleşen etki alanından çıktı. Daha sonra yine Avrupa'da orduların değil halk iradesinin merkezde olduğu, demokratik devlete geçiş gerçekleşti.
Bizde, değişim ve dönüşüm hareketleri 1800'lü yıllarda başlamış olsa da Avrupa'da olduğu şekliyle maalesef sonuca ulaşamadı. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte; millet egemenliğini esas alan yepyeni bir çağdaş devlet anlayışına ilk adım atıldı. Atatürk'ün; askeri görevle siyaseti ayırma da gösterdiği özen ve dikkat mevcut yönetici kadrolarının direncine rağmen kısmen uygulanabildi. Ancak; 1960 darbesiyle birlikte; yeniden ideolojik devlet yapılanmasına geri dönüldü.
Referanduma konu olan Anayasa maddelerinin "Evet" oylarıyla değişmesi halinde; Atatürk'ün Cumhuriyeti kurarken seçtiği demokratik, çağdaş devlet modeline yeniden hayatiyet kazandırılmış olacak.
İdeolojik devletten demokratik devlete geçişi başarabilecek miyiz?
Değişime direnen kimi medya ve seçkinci aydınlar; ellerinde tuttukları imtiyazları ve yönetim erkini paylaşmak istemiyorlar. Onlar açısından demokrasi; halkın eline verilmiş oyuncaktan ibaret. İktidar kim olursa olsun; muktedir olan hep kendileri oldu ve bunun sürmesini istiyorlar. "Bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam" denilerek onuru çiğnenen ve "bir kilo şekere, bir torba kömüre oyunu sattığı" ithamıyla aşağılanan; vatanın, bayrağın, cumhuriyetin ve devletin gerçek sahibi milletin, yönetimde söz ve karar sahibi olması; gücü elinde tutan işte bu oligarşik yapı tarafından asla istenmiyor. 12000 Hakim ve savcıya bile; kendi üst kurullarına üye seçmelerini çok gören bir anlayış, halkı söz ve karar sahibi yapmak ister mi?
Atatürk döneminden sonra; güç sahibi olanlarca dejenere edilen, "Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi"ne yeniden dönmek; büyük ve etkin Türkiye'yi inşa etmek; halkın huzurunu, refahını, özgürlüğünü ve güvenliğini amaç edinen devlet anlayışını hakim kılmak için "Evet" oylarının önemi büyük.
Anayasa Değişikliği Referandumu, siyasetin gölgesinde bırakılamayacak kadar önemli ve değerli.
Kısır ve anlamsız siyasi çekişmelerle, ufuksuz ve vizyonsuz tartışmalarla karartılan; iktidarla hesaplaşma propagandalarıyla amacından saptırılan bir referandum sürecinde; ne pahasına olursa olsun, sağlıklı düşünme melekemizi asla yitirmeden kararımızı vermeliyiz.
"Tüh" ve "keşke" dememek için; çocuklarımız ve geleceğimiz için, ülkemiz, bayrağımız, vatanımız ve onurumuz için; yeni dünyada güçlü ve saygın bir devlet olabilmek için; milletimizin gerektiğinde canını verdiği aziz vatanında ve kendi geleceğinde söz ve karar sahibi olabilmesi için; "Evet" demeliyiz.
"Evet" dendiğinde, devletin; merkezinde milletin olduğu, yepyeni, çağdaş, sivil, demokratik bir yapılanma süreci başlayacak.
"Hayır" denildiğinde ise, devlet felsefesi olarak yakaladığımız çağdaşlaşma sürecinden kopacağız ve hatta 100 yıl geriye gideceğiz.
Referandum şimdiden ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.
*********************
NİKSAR MESLEK YÜKSEK OKULU'NUN DEĞERİNİ BİLELİM..!
Abdullah YILDIZ
Kimya Mühendisi
Meslek Yüksek Okulları, özellikle hizmet ve sanayi sektörlerinin ihtiyaç duyduğu mesleklerde ara eleman yetiştiren çok önemli kurumlar. Bölümlerinin çeşitliliği ve öğrenci sayılarının yüksekliği itibariyle MYO'ları bulundukları kentlere; diğer herhangi bir fakülteden çok daha fazla katma değer kazandırırlar.
Şehrimizin sosyal ve kültürel yaşamında önemli bir yeri olan Niksar Meslek Yüksek Okulu (NMYO) 1982 Yılında Cumhuriyet Üniversitesi (Sivas)'ne bağlı olarak eğitime başladı. Daha sonra, 1992 yılında kurulan GOP Üniversitemizin bünyesine katıldı. Yani NMYO, GOP Üniversitemizden 10 yıl önce hizmet vermeye başladı.
Modern binalarında, 2 bölüm içinde 12 Program şeklinde faaliyetini sürdüren NMYO'muzun yolu; daracıktı, karanlıktı ve yaya yürüyenler için trafik açısından can güvenliği riski taşıyordu. 2007-2008'de 50.Yıl Mahallemizden itibaren Belediyemiz güzergahı duble yol şeklinde yenibaştan düzenledi. ÇEDAŞ aydınlatmasını tamamladı ve "Gazze Bulvarı" olarak hizmete sunuldu. Okul Yönetiminin üstün gayretleri ve Niksar Belediyesinin destekleriyle geçtiğimiz yıllarda harika bir çevre düzenlemesi gerçekleştirildi. Yine, yerel siyasetçilerimizin, milletvekillerimizin girişimiyle 500 öğrenci kapasiteli kız/erkek öğrenci yurdu yapılması kararı DPT'ndan çıktı, ödeneği bütçeye konuldu.
NMYO, Niksar için her bakımdan gerçekten çok önemli. NMYO; Öğrencileri, Öğretim Görevlileri ve Yöneticilerinden oluşan 1000'e yakın mevcuduyla şehrimizin kültürel dokusuna apayrı bir renk katıyor, sosyal yaşamına seviye kazandırıyor. Öğrencilerin, azımsanmayacak ölçülerdeki harcamaları, sürekli ve yaygın olması bakımından esnafımız için hayati değer taşıyor. Eskişehir, Konya gibi bir çok kent, üniversiteleri sayesinde kalkınma hamlelerine ivme katıyorlar. Ancak, olaya sadece ekonomi açısından bakmakta yanlış olur. İşin asıl bir başka önemli yanı; NMYO'nun, Niksar'ın tanıtımında çok etkili bir işleve sahip olması. Ülkemizin farklı şehirlerinden ve dört bir yanından Niksar'ımızı tercih eden gençler 2 yıl misafirimiz olup döndüklerinde; Niksar'ın unutulmayan değerlerini de beraberlerinde götürüyorlar. Niksar'ın fahri elçisi oluyorlar. Eğitim süreleri olan 2 yıl içersinde, Niksar; gönüllerinde ne kadar pozitif yer edinebilmişse, belleklerinde ne kadar tatlı ve olumlu izlenim bırakabilmişsek; Niksarlılar olarak bizde, o kadar görevimizi yapmış sayılırız.
NMYO'muzun ihtiyaçlarına ve öğrencilerimizin sorunlarına ilgi göstermek birlikte çözüm aramak zorundayız. Halen Otogar yanında ki, KYK Yurdumuz kız ve erkek öğrencilere mevcut imkanlarıyla hizmet veriyor, özel yurtlarda var, ama maalesef yeterli değil, barınma sorunu halen devam ediyor. Öğrencilerimizin önemli bir kısmı kiraladıkları evlerde kalıyorlar. Başka şehirlerde öğrencilik yapanlar bilirler; gerçekten öğrencilik hayatı sıkıntılarla mücadelelerle geçer. Babanızın gönderdiği çoğu zaman kıt harçlığı, aldığınız kredi yada bursu ucu ucuna yetiştirmenin çabasıyla ve bir yandan da vizelerin, finallerin telaşıyla sıkıntılarla, stresle dolu geçer günler. Çoğu zaman parasız kalıp, yakacak alınamadığında gazeteler kitaplar yakılarak ısınılmaya çalışılır. Bazen aç yatılır... Okul kantininde bisküviyle, simitle geçiştirilir öğünler... Velhasıl öğrencilik, (istisnalar hariç) zordur... Problemleriyle baş başa kalıp, çözüm bulamayıp okulunu bırakan öğrenciler biliyorum. Tamda desteğe ve dayanışmaya ihtiyaç duyulan üniversite eğitimi sürecinde gençlerimizin yanında olmamız yapılabilecek en güzel davranış, en hayırlı iş olacaktır. Aynı zamanda şehrimizin misafiri sayılan öğrencileri, evladımız, kardeşimiz gibi görelim; sevgiyle, şefkatle yaklaşalım. Ev bulmaları konusunda yardımcı olalım, sadece evimizi vermekle kalmayıp onların her türlü ihtiyaçlarında yalnız olmadıklarını hissettirmeye gayret edelim. Üniversiteli gençler, hayata adım atmanın son eşiğindeyken gördükleri, görecekleri insani duyarlılıkları ve misafirperverlikleri asla unutmazlar... Gençlerin şehirle kaynaşmaları, Niksar'a özgü sıcaklığı yüreklerinde hissetmeleri, hoşgörüyle ve içtenlikle göstereceğimiz ilgimizle mümkün olur.
Öğrencilerin zihinlerinde, Niksar imajının olumlu biçimde yer etmesi; sadece doğasının güzelliği, tarihinin, kültürünün zenginliğiyle kalmamalı; insanının yürek güzelliğini ve erdemini de katmalıyız. İşyeri ve işletme sahiplerimiz, yöneticilerimiz, misafirperverliğin en güzelini sergilemeliler. Otobüs firmalarımız, esnafımız özel indirimler uygulamalı, hizmet sunan işyerlerimiz nezih mekanlar tahsis etmeliler. İşin özü şu; NMYO Öğrencilerimize; samimiyetle değer verdiğimizi, gerçek anlamda önemsendiğimizi hissettirmeliyiz...
Nimetlerin değeri varlıklarında değil, kaybedildiklerinde anlaşılır. Niksarlılar olarak NMYO'nun değerini bilelim, daha da gelişmesi için seferber olalım.. NMYO'nun, gelecekte kurulmasını temenni ettiğimiz Danişmend Gazi Üniversitesi (DGÜ)'nin çekirdeği olabileceğini hep aklımızda ve ufkumuzda tutalım...
Yeni eğitim-öğretim yılında; Niksar Meslek Yüksek Okulumuzun değerli Öğrencilerine, İdarecilerine ve Eğitim Kadrosuna 'hayırlı başarılar' diliyorum.
***
NİKSAR MESLEK YÜKSEK OKULU, BÜYÜMEYE, ÜNİVERSİTE OLMAYA ELVERİŞLİ GENİŞ ARAZİSİ, UYGUN KONUMU VE NİKSAR VE ÇEVRE ŞEHİRLERLE OLAN İLETİŞİMİYLE AŞAĞI KELKİT HAVZASININ ÖNEMLİ BİR YÜKSEK ÖĞRENİM MERKEZİ...
YETER Kİ GÖNÜLLER YARALANMASIN
Abdullah YILDIZ
Kimya Mühendisi
Ülke gündemine bir bakın siyaset toz duman. Bu hengâme içinde ülkeyi yönetenlere ve özellikle Başbakanımıza Allah cc yardım etsin... Kolay değil. Hem iç sorunlarla uğraşacaksınız, hem dışarıda kapsamlı ilişkileri yönlendireceksiniz, hem ülkenin geleceğine dair önemli adımlar atacaksınız; hemde bunların yanı sıra, muhalefetin ölçü tanımayan eleştirilerini göğüsleyeceksiniz... Allah cc sabır versin. Metanet versin.
Ülkede ortak bir sorun varsa, herkes sorumluluk duygusuyla çözüme birlikte yoğunlaşmalı. Tam tersine çözüm yerine çözümsüzlüğe yönelmek, hatta çözmek için çaba gösterenleri engellemeyi amaçlamak kesinlikle doğru değil.
Devletin en tepesinde en ağır sorumlulukları yüklenenler; ellerindeki belgeler ve bilgiler ışığında toplumsal mutabakat aramak suretiyle Türkiye'nin en önemli problemlerini masaya yatırmışken; hiç dayanağı yokken, vatan sevgilerinin tartışma konusu yapılması uygun olmuyor.
Gerilim ortamında sağlıklı düşünme zorlaşır... Toplumsal gerilimler ne kadar düşürülürse, sorunların çözümü de o kadar kolaylaşır. Hırs ve hasetlik duygularının gölgesinde özensiz beyanlarla kıvılcımlanacak fitne ateşi, problemleri kör düğüm etmesinin ötesinde, millet bütünlüğünü bozacak önemli tehdittir. Özellikle, yetkililerin, kanaat önderlerinin, siyasi parti başkan ve yöneticilerinin konuşmalarına azami itinayı göstermelerinin çok önemli olduğuna inanıyorum.
Türkiye'mizi Milli Mücadele ile çizilmiş sınırları içinde bir bütün olarak ilelebet yaşatmamız; milletimizi tüm unsurlarıyla tek vücut olarak algılayıp, yüreklerin birlikteliğini muhafaza etmemizle mümkün. Toplumun bir kesiminin duygularını tatmine yönelik seslendirilen hamaset ve şiddet yüklü popülist söylemler, diğer kesimlerin yüreklerinde fırtınaya dönüşüyorsa; kesinlikle millet bütünlüğü zarar görür, yüreklerde yaralar açılır. "Bıçak yarası iyileşir ama dil yarası kalıcıdır..."
En kötü saplantı; niyet okumaktır. Özellikle toplumsal boyutu olan meselelerde, daha objektif olmak, somut veriler üzerinden siyaset üretmek gerekir. Kafalarda oluşturulan sanal korkuları, aslı astarı olmayan sokak dedikodularını, temeli olmayan ön yargıları; senaryolaştırıp siyasetin sıcak gündemine kesin doğrularmış gibi getirmek; siyasi çıkar uğruna, ülke geleceğine kötülük etmek anlamı taşır.
Milletimizin siyasetçilerinden beklediği; serin kanlı olmaları, diyalog kapılarını açık tutmaları, duygudaşlık (empati) yapmaları, niyet okuyuculuğundan vazgeçmeleri, meselelere devlet adamı sorumluluğuyla yaklaşmaları, millî mutabakat gerektiren meselelerde birlikte hareket etmeyi başarmalarıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmeye parçalamaya hiçbir dış odağın gücü yetmez. Yeter ki millet olarak biz, kardeşliğimizi, birlikteliğimizi, yürek bütünlüğümüzü bozmayalım.
Demokratik hakların ve kişi özgürlüklerinin genişletilmesinden birliğimize bütünlüğümüze zarar değil fayda gelir. Anayasamızda ki; "demokratik, laik, sosyal hukuk devleti" ilkesine hakkıyla işlev kazandıracak düzenlemeleri yapabilirsek; tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek resmi dil ilkesinden taviz vermeden; gönülleri ferahlatacak, hak ve özgürlükler bağlamında adımlar atabilirsek; terör bataklığını kurutma yolunda önemli merhaleler kat etmiş oluruz.
Ortak sorunlarımızın her birini sadece bir kurumumuzun üzerine yıkıp topyekun sorumluluktan sıyrılmak asla mümkün değildir. Örneğin, terörle mücadeleyi yalnızca Kahraman Mehmetçiğimizin omuzlarına bırakmanın, terörü besleyen bataklığı, iç ve dış etkenleri görmezden gelmenin anlaşılır bir izahı olamaz. Siyasetin ve diğer devlet birimlerinin de üzerlerine düşeni yerine getirmeleri mutlak bir zarurettir.
Milli meselelerimizi, ulusal problemlerimizi siyasi hesapların dışında tutarak; gerektiğinde katkı vermekten sakınmayıp birlikte hareket etmek her sorumlu siyasetçimizin temel tercihi olmalıdır.
Hiddet yüklü konuşmalardan, çabuk etkileniyoruz, anlık muhakeme refleksimiz maalesef zayıf. Ama buna rağmen toplumumuzun en iyi yönü ferasetidir. İktidarı belirleyeceği büyük karar aşamasında; aklı selimiyle hareket eder, duygusallıktan uzaklaşmayı, ülke menfaatlerini öncelemeyi başarır. Tüm siyasetçilerimizin, milletimizin bu takdire değer özelliğini dikkate almalarında yarar var.
Siyasetçilerimizden halkımızın beklentisi şu; siyasetin tansiyonunu düşürün. Toplum kesimlerinin yüreklerini incitecek sözlerden sakının. Sevgiden ve şefkatten beslenmeyen, sözlerin ne sahibine nede topluma hizmet etmediği gerçeğini görün. Siyasetin, matematik mantıkla yapılamayacağını; sosyal olayların fizik kanunlarıyla izah edilemeyeceğini, gönüllere girilmeden siyasette başarıya ulaşılamayacağını anlayın.
Birlikte yaşama iradesi; sadece yasal düzenlemelerle, devlet gücüyle değil; sağlam gönül bağlarıyla oluşturulabilir, sürdürülebilir... Bin yıldır bu coğrafyada, güzelim Anadolu'da, iç içe beraberce yaşayanlar, yine nice binlerce yıl tek çatı, tek bayrak altında birlikte yaşarlar. Yeter ki; gönüller yaralanmasın. Terör odaklarının istismar edeceği, fitne fesatlarına malzeme yapabilecekleri; kırılmalar, küskünlükler, kopuşlar üretilmesin.
Bugün, ayrıştırıcı hamasi söylemlerden çok; aklıselimle, itidalle ve millî beraberlik ruhuyla davranmaya ihtiyacımız var...
***
ŞEHİT ANASI OLMAK...
Abdullah YILDIZ
Kimya Mühendisi
Hayat, yaşamak için var.
Gerektiğinde, vatan, bayrak ve istiklal uğruna savaşarak ölmek kutsal bir görev. Hepimiz seve seve canımızı vermeye hazırız; ancak esas olan yaşamak...
MSB'ın açıklamasına göre 30 yılda, teröre en çok şehit veren illerimizin ilk beşi şunlar; Şırnak (335), İstanbul (284), Hakkari (264), Ankara (260), Diyarbakır (233... Tokat ise 144 şehit verdi.
Askerlik görevi kutsal. Vatan savunması en onurlu görev. Askere giden de gönderende bundan mutluluk duyuyor. Asla bir isteksizlik yok; herkes askerliğin ne kadar şerefli bir görev olduğunun bilincinde... Ordumuza, 'peygamber ocağı' denilerek, yüreklerin en mutena köşesinde yer veriliyor...
89/3 Celp dönemindeyiz, gencecik fidanlar askere gidiyor. Şenlik havasında uğurlanıyorlar. Özellikle büyük kentlerin otogarlarında, ortalığı biri birine katan korna seslerine, duygu yüklü coşkuya eşlik edercesine, hep şu slogan dillen-diriliyor yüksek sesle; "Bu asker gidecek, geri gelecek."
Arkadaşları; saçları fönlü-jöleli; düşük belli pantolonlu; gümüş kolyeli bir genci omuzlarına alıyorlar. Hep bir ağızdan yine aynı sözcükler duyuluyor; "Bu asker gidecek, geri gelecek." Herkes neşeli, heyecanlı... Milli hisler; bayrak, vatan tutkusu; arkadaşlık sevgisiyle birleşince coşku daha da artıyor...
Gençler; asfaltın üzerinde kolbastı oynayarak uğur-ladıkları arkadaşlarının tekrar aralarına dönmesini istiyorlar. Gençler ülkemizdeki terör gerçeğinin farkında. Korkmuyorlar, ama, temennileri de arkadaşlarının sağ salim dönmesi... Gidenler geri dönmeli ki, kaldığı yerden devam etsin hayat...
Herkes, terörün insanlık dışı kalleşliğini, kahpeliğini biliyor... Askere giden can arkadaşlarının, kahpe bir kurşunun yada hain bir pusunun hedefi olabileceği ihtimali; hissettirmeseler de yüreklerini burkuyor... Zihinlerinden sessizce geçen düşünce ve soru şu; "terörün başka çareleri de olmalı, aranmalı. Sadece kahraman askerimizin, 'Mehmetçiğimizin' omuzlarına bırakılmamalı bu ağır yük..."
Vatanımız, bayrağımız için ölürüz elbet, ama, başka çareler aramak ta devletin görevi değil mi? Terörü besleyen bataklığın kurutulmasının bir yolu bulunamaz mı?
Ateş düştüğü yeri yakar; şehit anası olmak kolay değil. Evlat acısı acıların en büyüğü, şehitlik onuru olmasa dayanmak gerçekten güç... Evlat acısını yaşamayanlar; şehidin aile ocağında, dul eş, yetim çocuk, yüreği yanmış abi, kardeş olmayanlar; hiç beklenmedik bir anda kankasının şahadet haberiyle yıkılmayanlar; hiç değilse birazcık olsun empati yapmayı beceremeyenler; bilemezler acının büyüklüğünü...
Gençlerin; "Bu asker gidecek, geri gelecek," içten temennileri kulaklarda çinilerken; Sezen Aksu'nun, son mısrası "Sen anacığını düşün, çok dikkat et!" şarkısı hemen dillere düşüveriyor...
Şarkının sözleri şöyle;
"Memet daha çok küçüksün Memet
Bilemiyorsun tabi neden bu sonsuz nöbet
O kadar vaktinde olmadı zaten
Ama sen ümit etmeye devam et.
Memet bizde bilemiyoruz Memet
Böylemi sürecek bu ilelebet.
Değişir mi dünya, döner mi devran?
Ama sen ümit etmeye devam et.
Öyle karanlık bir kutu ki insan
Kimse hakiki cevap veremez sorsan.
Söz dediğin insan icadı lisan
Ama sen yinede hep hayattan bahset.
Memet bir türlü gitmiyor gözün gözümden
Hiç büyümemişsin, tanıdım çocuk yüzünden
Kan geldi kederden can özümden
Sen anacığını düşün, çok dikkat et!
Memet daha çok küçüksün Memet,
Kendini de, bizi de, dünyayı da affet!
Sen anacığını düşün, çok dikkat et!"
Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, tüm yetkililerin ve devlet birimlerimizin terörü besleyen bataklığı kurutmaya yönelik çalışmaları, gayretleri hayati önem taşıyor...
Evlat acısı çeken bir ana yüreği, çok daha iyi anlar bu çabaların değerini...
***
NİKSAR BELEDİYESİNDE
YENİ BAŞKAN YARDIMCILARI ATANDI
Niksar Belediyesinde boş bulunan, Başkan Yardımcılıklarına yeni atamalar yapıldı.
Atamaları yapılan, Niksar Belediye Meclisi Üyeleri (MHP); Belediye Yazı İşleri E. Müdürü Müjdat Özbay ile İnşaat Mühendisi Serhat Aykut görevlerine başladılar.
Belediyecilik deneyimi ve sosyal kültürel aktivitelerdeki katılımcığı ve uyumlu kişiliğiyle bilinen Özbay ile Teknik, mesleki deneyimi, yapıcı pozitif tavırlarıyla tanınan Aykut'a yeni görevlerinde kolaylıklar ve başarılar diliyoruz.
Niksar Haber
EN İSABETLİ TEŞVİK; ULAŞIM, İLETİŞİM, ALT YAPI...
Abdullah YILDIZ
Kimya Mühendisi
Bölgeler arası kalkınmışlık farkı birçok sosyal ve siyasal sorunun besleyici unsuru durumunda. Çok büyük acılar çektiğimiz terör belasında da bölgeler arası gelişmişlik farkının kısmi de olsa etkisi var. Toplumsal huzurun ve ortak mutluluğun sağlanmasının tek yolu; yaygın ve adil kalkınma modeliyle refahı tüm ülkeye yaymaktır.
Kalkınma deyince ilk akla gelen elbette üretim ve yatırım. Özellikle özel sektör, işin doğası gereği kâr edeceği yerde yatırımı tercih eder. Kimse, sosyal fayda adına; ulaşımı zor, imkanları kıt olan yerlere fabrika kurmaz. Turgut Özal (rahmetli) döneminden başlayıp günümüze kadar birçok kez teşvik yasası çıkarıldı. Bir kısmı istismar edildi, alınan teşvikler hedefine ulaşmadı. Kanunlar yapılırken, her milletvekili, doğal ve haklı olarak kendi İlini öne çıkarmanın gayretinde olur; buda maalesef, kanunun çıkarılış amacının gerçekleşmesini engeller. Yeni yürürlüğe giren mevzuatla, tüm ülkeyi kapsayacak şekilde ve sektörel bazda yenibaştan teşvikler düzenlendi. Elbette öncekilere göre daha olumlu görünüyor. Ancak, hedeflenenin gerçekleşmesi yine de zor. Yeni düzenlemede, sanayileşmede dev adımlar atmış olan Malatya'nın 4. bölgeye alınıp, asıl kalkınması gereken Sivas'a ise 3. bölgede yer verilmesi mantıklı değil. Yasalarla ve mevzuat düzenlemeleriyle yetinilerek, top yekun kalkınmanın sağlanamayacağı kanaatindeyim.
O halde, yapılması gereken; "kaynak dağıtma" yada "prim, vergi almama" şeklinde ki teşvik uygulamalarından vazgeçilip; geri kalmış bölgelerin başta ulaşım olmak üzere, altyapı standardını yükseltmektir. Ülkenin dört bir yanına aynı rahatlıkta ulaşımı, her yörede aynı konforda yaşam kalitesini temin etmek, gerçek anlamda bir teşvik uygulaması demektir. Zaman içinde, büyük kentler ihtiyaç doğrultusunda biri birine otoyollarla bağlanırken; gelişmesi arzulanan yörelerde yeni büyük kentlerin oluşması için gereken ulaşım ve alt yapı yatırımları ihmal edildi. İstanbul'dan Erzurum, Kars'a; İzmir'den, Diyarbakır, Van'a; Trabzon'dan Şanlıurfa'ya; Samsun'dan Mersine; Mersin'den Van'a otoyollar inşa edilseydi; bugün kalkınmışlık farkından söz edilemezdi. Alt yapı yatırımlarına planlı bir şekilde kaynak aktararak; kalkınmış, ekonomik potansiyeli yüksek, 2.5 milyon nüfuslu bir Erzurum; her biri 1.5 milyon şehir nüfusuna sahip; üretim üssü ve ticaret merkezi haline dönüşmüş; Van, Elazığ, Sivas vb. merkezler oluşturulabilseydi; bir çok sorun bugün konuşulmuyor olacaktı.
Özal döneminde başlatılan otoyol hamlesinden sonra, ulaşıma en kapsamlı yatırım bu dönemde gerçekleştirildi. Duble yolların yaygınlaşması, demiryollarındaki büyük atılım, Hızlı Tren, Hava yolu ulaşımındaki devasa büyüme ve gelişim, hep bu dönemin başarı hanesine yazıldı.
Kelkit Havzasının yetiştirdiği değerli devlet adamı hemşerimiz Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım; Karadeniz limanlarını Akdeniz'e ve Güney sınır kapılarına 11 güzergah ile bağlayacaklarını açıkladı.(03.08.2009-Zaman Gazetesi) 11 Bağlantı yolunun 4 tanesinin ise öncelikli ve önemli ana güzergahlar olarak ele alınacağını; bu 4 ana güzergahtan birinin de, Ünye-Akkuş-Niksar-Tokat-Sivas-Kayseri-Mersin bağlantısı olduğunu ifade etti. Zaten, Haziran ayında gerçekleştirdiği Niksar ziyaretinde Sayın Bakan, bu önemli müjdeyi bizlerle paylaşmıştı. D-100 güzergahındaki duble yol çalışmalarının hızla devam ettiğinin ve 3 yıl içinde tamamen bitirilmiş olacağının açıklanması da sevindirici oldu. Kelkit havzasını boydan boya geçecek bir demiryolu hattının Ulaştırma ana plan çalışmaları gündeminde yer alması; Sivas Hava Alanının bölge ihtiyaçlarına yönelik olarak, Uluslararası nitelikte hizmet vermek üzere yeniden yapılıyor olması; Ankara-Sivas Hızlı Tren çalışmalarının başlamış bulunması; D-100 güzergahı ile kuzey-güney bağlantı yolunun duble olarak yeniden yapılması kararları; bölgemize önemli oranda cazibe kazandıracak. Ve asıl, yatırımcıya heyecan veren, gerçekçi teşvik, işte bu ulaşım ve altyapı yatırımları olacak...
Sonuç olarak şunu diyebilirim; bölgeler arası kalkınmışlık farkından kaynaklanan, işsizlik, göç başta olmak üzere bir çok problemi toptan çözmek; ulaşım, iletişim ile diğer teknik, sosyal altyapının ülkemizin tüm yörelerinde eşit ve yüksek standarda getirilmesiyle mümkün...
***
GENÇLERİN MESLEK SEÇİMİ ÖNEMLİ!
Üniversite ve Bölüm Tercihleri Yapılırken
Özen Gösterilmeli
Toplumsal hayatta iş ve hizmetlerin düzenli biçimde yürütülebilmesi, ortak ihtiyaçların yeterli düzeyde karşılanabilmesi, üretim dahil her türlü kalkınma ve gelişme projelerinin yürütülebilmesi; bireylerin, kabiliyetlerine göre seçtikleri farklı meslek dallarında uzmanlaşmalarını gerekli kılmakta. Üniversiteye geçişte yapılacak bölüm tercihleri, hayat boyu devam edecek bir mesleğin seçimi anlamı taşıyor. Meslek, insan hayatının bütününü etkileyen önemli bir olgu. Bu bakımdan seçilmesinde ve icrasında hak ettiği ölçüde önemsenmeli. Meslekleri iyi-kötü diye tasnif ederek değerlendirmek yerine; gelecek yıllarda hangi meslek dallarına daha fazla ihtiyaç olması muhtemel ve kendi kabiliyetiniz, birikiminiz, ruhsal ve fiziksel yapınız, kişisel eğilimleriniz hangi mesleğin icrasına daha uygun; bunları dikkate alarak tercihlerimizi şekillendirmekte yarar var.
İlk çeyreğinin içinde bulunduğumuz yüzyılda bilimsel ve teknolojik gelişmeler o kadar hızlı ki; kavramak bir yana yetişmek bile çoğu kez mümkün olmuyor. Her yeni gelişme hayatımızı kolaylaştırırken ve yepyeni ufuklar açarken; çözülmesi gereken yeni ve kendine özgü farklı problemleri de beraberinde getiriyor. Gelişim ve değişim süreci; geçmiş yıllarda popüler olan birçok mesleği işlevsiz bırakırken yada ikincil konuma iterken, bazı meslek dallarını öne çıkarıyor hatta yeni ve önemli meslek dallarının oluşumuna zemin hazırlıyor. Dünden bugüne olan hızlı değişim, bugünden yarına daha da süratle sürecek. Bugünkü gerçekçi veriler ışığında ve geleceğe yönelik öngörümüzle, öncelik sıralamasına koyacağımız geçerliliği olan meslekler içinden tercihler yapmak en doğrusu. Bir yanılgıda şu; mezun olduktan sonra devlette işe girilecek meslek dallarının yoğunlukla tercih edilmek istenmesi. Devlet artık istihdam kapısı olmaktan yavaş yavaş çıkıyor. O halde meslek tercihleri, öncelikli olarak; öngörülen piyasa taleplerine ve toplumun ihtiyaç duyacağı alanlara yönelik yapılmalı.
Hayal kuramayan proje üretemez, projesi olmayan üretim yapamaz, üretim yapamayan mutlu olamaz. Tefekkür de denen bu zihinsel üretim gücünü en iyi kullananların; yeni buluşlara imza atmayı başaran bilim adamları olduğu tarihte hep görüldü. Saplantılı olmamak; her konuda her görüşe içtenlikle değer vermek, araştırmacı, projeci, üretken bir yapıya sahip olmak, hayata pozitif bakmak, gerçeği ve doğruyu arama hassasiyetini asla kaybetmemek kişisel gelişim açısından çok önemli.
İş hayatında; bilginin, uzmanlığın ve meslek ahlakının önemi her geçen gün artıyor. Bilgi çağı derinleştikçe de; fiziki güç, yerini ve etkinliğini daha fazla oranda beyin gücüne bırakıyor. Geliştirilmiş yepyeni teknolojik ürünler hayatımıza girerken; yakın geçmişte hayal bile edilemeyenler, bugün yeterli bulunmuyor. İnternet; sunduğu sınır tanımaz devasa iletişim imkanıyla dünyanın dört bir yanındaki verilere anında ulaşmamızı, asırların bilgi ve tecrübe birikimini elimizin altında hissetmemizi sağlıyor; yeni şeyler ortaya koyulmasını teşvik ediyor, bilginin kolektif olarak üretilip çoğaltılmasına evrensel boyutta zemin oluyor. ABD Patent Dairesi Başkanı Charles H. Duell 1899 yılında; "Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi," derken; 1949 Yılında, bilim ve teknoloji alanında yayın yapan Popular Mechanics Dergisi; "Bilgisayarlar gelecekte sadece 1,5 ton ağırlığında olacaklar" varsayımında bulunuyordu. Bugün cep telefonlarına giren 3G teknolojisi bile sıradan bir gelişme gibi. Yarın ne olacak!..
Genç kardeşlerimizi yanlış yönlendirmemek için özellikle meslek isimlerinden bahsetmek istemiyorum. Ama, her zamanda ve mekanda geçerli bilinen temel meslek dallarına ilaveten; geleceğin popüler alanlarından birkaçını şöyle sıralayabilirim; Gıda, Bilgisayar(Donanım ve Yazılım), İnternet, İletişim, Elektronik, Enerji, Çevre.
Üniversite tercihi yapacak genç kardeşlerimiz; acele etmeden titiz bir çalışma sergileyip öğretmenlerinden ve büyüklerinden yardım almalılar. Her türlü özeni gösterdikten sonra Yüce Rabbimizden hayırlısını dileyerek verecekleri tercih kararlarından gönüllerince sonuç almalarını diliyorum ve şunu ilave etmek istiyorum; istendiğinde hayatta her şey olunur; getirisi bol popüler bir mesleğiniz, işiniz olabilir, ama asıl önemli olan 'insan' olmaktır. Sakın, zorluklar karşısında direncinizi yitirip insanlık erdeminizden taviz vermeyin. Vicdanınızı çıkar uğruna kirletmeyin. Kimsenin piyonu olmayın. Ailenizi, çevrenizi, dostlarınızı ihmal etmeyin. Hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, merhameti, nezaketi, adaleti gönlünüzden çıkarmayın. Elde edeceğiniz başarılar, servetler ya da makamlar yalnız başlarına mutluluk getiremezler; hedefleyeceğiniz tertemiz bir hayat öyküsüyle, aydınlık yüreğinizde bunu ancak siz üretebilirsiniz.
***
Abdullah YILDIZ
Kimya Mühendisi
DOĞU TÜRKİSTAN'DA SERGİLENEN ÇİN VAHŞETİNİ KINIYORUZ!
Doğu Türkistan'da soydaşlarımıza yönelik soykırım boyutundaki vahşeti nefretle ve şiddetle kınıyoruz. Günümüz dünyasında böylesine acımasızca kan dökülmesinin hiçbir insani değerle bağdaşmadığı açık. Tüm insanlığın bu türden katliamlara karşı birlikte hareket etmesi zorunluluğu var. İnsan onurunun ve insan hayatının hiçe sayıldığı hiç bir uygulama, hiçbir devlet tarafından mazeret üretilerek savunulamaz. Tepki göstermek insani ve vicdani sorumluluktur. Ancak, gösterilen tepkilerin bilinçli ve gerçek hedefe yönelik olabilmesi için; hislerin frenlenip aklın, tecrübelerin ve bilginin öne çıkarılması mecburiyeti var.
Çin ile Türkiye arasında çözüm bekleyen en önemli sorunun Doğu Türkistan meselesi olduğu gerçeği ışığında son olaylarla ilgili iki ihtimali göz önünde tutulmalı;
1-Çin Milliyetçileri, bölgenin milliyet yapısını değiştirmek kastıyla ve devlet desteğiyle; soykırım yapmak ve Türkistanlı soydaşlarımızı göçe zorlamak üzere kanlı vahşeti sergilemişlerdir.
2-Gelecek yılların ekonomik devi ve önemli bir askeri gücü Çin ile bölgesinde ve uluslararası siyasette etkin güç konumuna yükselen Türkiye'nin ilişkilerinin gelişmesini istemeyen uluslararası güçler; Doğu Türkistan sorunununun siyaseten çözüm umudunu ortadan kaldırmak, daha da derinleştirmek ve birinci şıktaki ihtimali harekete geçirmek amacıyla; zaten katliam için fırsat kollayan Çin Milliyetçilerini tahrik etmişlerdir.
Cumhurbaşkanımızın verimli geçen, Urumçi'ye de uğradığı Çin ziyaretinden hemen sonra vahşetin vuku bulması ikinci ihtimali güçlendirmektedir.
İnsanlık dışı vahşeti kınamak vicdani sorumluluktur, ancak her ihtimali hesaba katarak; öfkelerin ve tepkilerin doğru 'yönetilmesi' de bir o kadar önemlidir.
***
YARATILIŞTAKİ HİKMET!
Kainatı yaratan yüce Rabbimiz her şeyi yerli yerinde ve kusursuz biçimde konumlandırarak, "yaratılmışların en şereflisi" olarak var ettiği biz insanların hizmetine sundu. Aldığımız her bir nefes, içtiğimiz her bir damla su için ne kadar şükretsek bile karşılığını ödemiş olamayız.
Kainatın bütünü ve özellikle insan denen şaheser, Allah (cc)'ın apaçık mucizesidir. Keşfetmek, öğrenmek, vakıf olmak duygusu insanları araştırmaya iter. Araştırdıkça ulaştığımız her yeni bilgi, bildiklerimizin artmasını sağlamasıyla beraber bilmediklerimizin de ne kadar fazla olduğunu görmemize vesile olur. Bilgi, sonu olmayan okyanus gibidir. Bildiklerimiz yada keşfettiklerimiz bu sonsuz okyanus yanında ancak bir damla su kadardır.
Bilgi, insanı olgunlaştırdığı, Rabbine yaklaştırdığı ölçüde yararlıdır. İnkara değil imana vesile olan bilgi hayırlıdır. Daha doğrusu bilginin özünde inkar yoktur; bilginin inkar amaçlı kullanılmasıdır söz konusu olan. Bilge insanlar, mütevazi olur; yaratanını bilir, şükür ehlidir.
Öğrendikçe nefisleri kabaran, bildikçe ukalalaşan, yükseldikçe çevrelerine tepeden bakan kişiler; bilginin nezahetinin farkına varamamış demektir. Kişinin kendisine biçtiği değer değil; asıl önemli olan toplumun o kişiye verdiği nottur. Yükseldikçe gönlü alçalan, öğrendikçe bilmediklerinin farkına varan, gurur ve kibirle değil, insanca duygularla çevresine yüreğini açan ilim erbabına toplumda hak ettiği değeri fazlasıyla verir.
TV ekranlarında sürekli arzı endam eden, kimseye fırsat vermemecesine hep konuşan, her şeyi bilen(!), her konuya uluorta dalan, dinleme adabı olmayan; farklı mesleklerden insanları görünce, bu tavrın ne kadar da itici olduğunun farkına kolayca varıyoruz.
Herkes, ihtisas alanında konuşsa, muhatabının meslek bilgisine saygı duymayı becerebilse, elinde yeterli bilgi olmadan ahkam kesmek yerine ölçülü olmayı tercih etse; toplumda huzur iklimi daha kolay yerleşir.
Bilgi ve beceriye değer vermek, üretenin emeğine saygı duymak; her bireyin mutlaka bir yararlı görüşünün olabileceğini varsaymak, insani ilişkilerde seviyeyi yükseltir. Muhatabına saygı duymayan, hep kendini önemseyenler, aslında kendini bilmezler olarak toplumsal hafızada yerlerini alırlar. Yunus Emre ne güzel demiş; "İlim ilim bilmektir; İlim kendin bilmektir..." Kendini bilmeyen, kariyer yaptıkça ayakları yerden kesilenlerin ne sözlerine ne de şahsiyetlerine kıymet verilmez.
Doçent, Profesör olmaktan önce adam olmaktır, önemli olan. Elbette bu konuda olumlu örneklerde çok fazlasıyla var. TV'de bir sağlık programına çıkan İç Hastalıkları Uzmanı bir Profesöre; program sonunda, sunucu elindeki sivilceyi göstererek bilgisine başvurdu. Uzman Profesör bu konuda kolayca görüşünü aktarabilirdi, ama öyle yapmadı. Bir Cildiye Uzmanı'na gitmesini önerdi. İşte bu mesleklere saygı tavrı; o Profesörü yüceltti. Çok güzel bir örnek davranış olarak ta toplumsal hafızaya yerleşti. Bu olayda olduğu gibi toplumda herkes haddini ve sınırlarını bilse; başkalarının işine karışmaktan ve uluorta konuşmaktan sakınsa; inanın çok seviyeli ve çok huzurlu bir toplumsal yapı kolayca oluşur.
"Ben Başbakan olsaydım..." diye başlayan ve "ülke sorunlarını bir çırpıda çözeceğini" ifade eden nutuklarla o kadar meşgulüz ki; bilginin ve birikimin değerinin fark edilmesi neredeyse imkansız.
İçinden geçtiğimiz zaman diliminde; birliğe beraberliğe çok ihtiyacımız var. Bunun yolu da; herkesin, kendi alanında kalmasından, başkalarının meslek bilgisine ve görev sahasına saygı duymasından; çok konuşmaktan ziyade öz konuşmasından, dinlemeye önem ve öncelik vermesinden geçer.
Kamil insanlar, dillerinden çok halleriyle anlatırlar. Kamil insanların sayısı arttıkça da toplumun seviyesi yükselir. Yaratılıştaki hikmetin sırrını en iyi keşfedenler de kamil insanlardır...
Abdullah YILDIZ
***
WEB TASARIMI VE AFİŞ YARIŞMASINDA TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ;
"BARIŞ ÖZTÜRK"
Niksar Endüstri Meslek Lisesi'nin başarılı öğrencilerinden Barış Öztürk, Afiş Tasarım Yarışmasında Türkiye 3.sü oldu.
Fatih Kolejinin Türkiye genelindeki Orta Öğretim Kurumları arasında 5. kez düzenlediği E-Dream (Animasyon, Programlama, Web Tasarım ve Afiş Tasarım) Yarışmasında Endüstri Meslek Lisesi Öğrencilerinden Barış ÖZTÜRK Afiş tasarım dalında yarışmaya katılarak Niksar'ımızı en güzel biçimde temsil ederek Türkiye 3.lüğü başarısını elde etti.
Niksar Endüstri Meslek lisesi, E-Dream yarışmasına; Web Tasarım ve Afiş Tasarım dallarında 2 öğrenci ile 09 Nisan 2009 Tarihinde posta yolu ile katıldı. Bu projelerden 11/B sınıfından Barış Öztürk'ün, "DÜNYA BARIŞI" konulu Afiş Tasarımı ilk 15 Proje arasına girerek 05.04.2009 tarihinde İstanbul Beylikdüzü'ndeki finallere katılmaya hak kazandı. "DÜNYA BARIŞI" konulu afiş yarışması finaline, NEML'ni temsilen öğretmen İlker Şahin ve öğrenci Barış Öztürk katıldı. Niksar'ımıza onur veren güzel sonucu değerlendiren Okul müdürü Murat Yılmaz; "Öğrencilerimize verdiğimiz mesleki ve teknik eğitimin sonucunda bu tür yarışmalarda başarılı olmaları verdiğimiz eğitimin kalitesini göstermekte ve bizleri de mutlu etmektedir" ifadesini kullandı.
Yarışma sonrası kendisiyle görüştüğümüz, Gökçeli Kasabasından, 1991 Doğumlu Barış Öztürk, mutluluğunu ifade ederken; yaşının üzerinde bir gayret ve çabayla tasarım yeteneğini geliştirip, gelecekte adından övgüyle söz ettirecek büyük projelere imza atmayı hedefliyor.
Hazırladığı site tasarımlarıyla da dikkatleri üzerine çeken Barış Öztürk, şimdiden alanında gösterdiği yetenek ve başarısıyla tanınıyor.
Yürekten kutladığımız Barış Öztürk'e, eğitim hayatında başarılar diliyor, Başta NEML Müdürü Murat Yılmaz olmak üzere tüm öğretmenlerimize emek ve gayretlerinden dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.
KOSOVA RADYO TELEVİZYONU (RTK)
NİKSAR BELEDİYESİ'NİN KONUĞUYDU
Kosova Devlet Televizyonu (RTK) ekibi; yayınlandığı akşamlar izlenme rekorları kıran "Türkiye'deki Arnavutlar" programına çekim yapmak üzere Niksar'a geldiler. Niksar'ın tarihi ve doğal güzelliklerini, Belediyenin şehircilikle ilgili çalışmalarını, yaşayan gelenek ve göreneklerini kayda alan ekip; Niksar Kaymakamı Uğur Turan, Belediye Başkanı İdris Şahin ve Başkan Yardımcısı Abdullah Yıldız ile söyleşide bulundular.
TV Gazetecisi Feride Zeynullah, Yönetmen Bardil Bektaşi ve Kameraman Haris Feri'den oluşan ekibe; Niksar Belediyesi ev sahipliği yapıyor. İstanbul, Sakarya ve Bafra gibi muhtelif yerlerde çekim yapan ekip; Niksar'ın güzelliği ve Niksarlının misafirperverliğine hayran kaldıklarını ifade ediyorlar. Niksar Belediye Başkanı'na ve Ekibine; Kapıağzı Köyü Muhtarı'na, Kapıağzı Dernek Başkanı ve yönetimine teşekkür ediyorlar. Ekip Yeşil Niksar Gazetesini de ziyaret ederek Yazı İşleri Müdürü Namık Bilgin ile Niksar ve Kosova hakkında konuşmalar yaptılar, RTK ekibinin Niksar'da ve Tokat'ta yerleşik Kosova kökenli hemşerilerimizle görüşmeleri esnasın da; yöre halkındaki, Türk Devletinin ve Türk Milletinin asli parçası olma duygusunu yüreklerinde sımsıcak taşımalarıyla birlikte, Kosova sevgilerini görünce duygusal anlar yaşandı.
29 Haziran Pazar günü "Kapıağzı Köyü Geleneksel Piknik Şöleni"ne katılan RTK ekibi; yoğun ilgi gördü. Pikniğe; Niksar belediyesi Başkan Yardımcısı Abdullah Yıldız, Belediye Basın Sorumlusu Hacı Taşova, İstanbul Niksar Rumeliler Dernek Başkanı Harun Asartepe, Yönetim Kurulu Üyeleri Mahmut Usta, Davut Bilek ile Sakarya, Bafra, Bursa, Tokat gibi muhtelif şehirlerden katılımlar oldu. Niksar'da ikamet eden Kapıağzılılar pikniğe yoğun ilgi gösterdiler.
VUŞTRİ'DE, TÜRKÇE RESMİ DİL KABUL EDİLDİ!
Vıçıtırın Şehrinde Türkçe Resmiyet Kazandı
Türklerin yaşadığı Kosova'nın Vıçıtırın şehrinde Türkçe resmi dil oldu.
8 Mayıs 2008 günü toplanan Vıçıtırın Belediye Meclisi üyeleri, kullanımda olan resmi diller arasında Türkçe'nin de yer almasına ilişkin öneriyi ezici oy çoğunluğuyla kabul etti.
Vıçıtırın Belediye Meclisi'nin oluştuğu toplam 31 üyeden öneri 1'e karşı 30 oyla kabul edildi.
Oylama yapılmadan önce öneri konusunda açıklama yapan Vıçıtırın Belediye Başkanı Bayram Mulaku, bu şehirde yüzyıllardır Türklerin de yaşadığını hatırlatarak, yasalar gereği Türkçe'nin Vıçıtırın'da kullanılan resmi diller arasında yer almasının önemine işaret etti.
Türkiye'nin Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olduğunu belirten Belediye Başkanı Mulaku, ayrıca iki ülke arasında var olan dostane ve akrabalık ilişkileri nedeniyle Türkçe'nin resmi dil arasında yer almasının gerekli olduğuna vurgu yaptı.
Türkçe'ye Vıçıtırın şehrinde resmiyet kazandıran kararın alınması ardından toplantıda hazır bulunan Kosova Türk Eşgüdüm Bürosu Müsteşarı Mustafa Sarnıç yaptığı konuşmada, "Türkiye Kosova Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanıyan ilk ülkeler arasında yer alarak, tarihi ve manevi sorumluluğunu yerine getirmiştir. Şimdi bu yeni dönemde özellikle Vıçıtırın halkı ile Türkiye'deki ilgili belediyeler arasında ilişkileri daha da gelişeceğine inanmaktayım. Özellikle bu çerçevede ekonomik anlamda Türkiye'den iş adamları gelip Vıçıtırın'da daha fazla yatırım yapmalarını özendireceğiz" şeklinde konuştu.
Bugün bu kararı almakla Vıçıtırın Belediyesi ve halkının Türkiye'ye karşı sorumluluğunu yerine getirmiş olduğunu belirten Kosova Türk Eşgüdüm Bürosu Müsteşarı Mustafa Sarnıç, Türkçe'nin Vıçıtırın'da belediye düzeyinde resmi dil olarak kabul edilmesinin kararlaştırılması dolayısıyla şükranlarını dile getirdi.
Müsteşar Sarnıç'ın bu konuşması, Vıçıtırın Belediye Meclisi üyeleri tarafından alkışla karşılandı.
Bugün önemli bir gün yaşayan Vıçıtırın, Kosova'da Türkçe'nin resmileştiği 6'ıncı şehir oldu. Bundan daha önce Prizren, Mamuşa, Mitroviça, Priştine ve Gilan'da Türkçe, belediye meclislerinin kararlarıyla resmi dil olmuştu.
Gazeteci ve öğretmen
Hajdin İslami,
Vıçıtırın'den bildiriyor
|